Sayfalar

26 Aralık 2020 Cumartesi

Londra'da Yılbası 2021

 25 Aralık 2020

Bu bloğu 2011 yılından itibaren yurtdışı gezilerim için ve özellikle yılbaşı gezilerim için yazıyorum. Bu sene yılbaşına Londra'da girmeye karar verdim. Covid'di Brexit'ti. Ankara Antlaşmasının sonu geldiydi derken harala gürele kendimi Londra'ya attım. Bugün izolasyonumun 7.günü. 3 gün sonra sokaklara çıkıp yılbaşı süslerinden biraz fotoğraf paylaşmayı düşünüyorum.

Her yılbaşı özel, hayatımızda yeni bir sayfa açıyoruz. Acısıyla tatlısıyla anılar yerlerini geçen senedeki yerlerine bırakıyorlar. Bu sene kutlama olmayacak büyük bir ihtimalle. Ama ilerideki senelerde bir anı kalsın diye Yılbaşı 2021 olarak sayfayı açtım. Bakalım yılbaşına 6 gün var. Ne demişler her günü mucize niyetiyle yaşarsan, bir gün o mucize gerçek olabilir. Belki 2020 gitmeden bize güzel bir sürpriz yapar ve Corona aramızdan ayrılır. 

Şu an Londra Tier-4 bölgesi, Londra'ya dışarıdan giremiyorsun, girdiysen benim gibi artık çıkamıyorsun. Şöyle bir durum var çok şükür, haberlere bakmazsak hayat normal akıyor burada. İnternet, sıcak kalorifer kahve ve yiyecek olduktan sonra sağlıkla beklemek keyifli. Tam 1 senemiz böyle geçti. 

31 Aralık: Bu yılbaşı benim için ve bütün herkes için özel bir yılbaşı oldu. Yurtdışındayım. geleneksel yurtdışı 








5 Şubat 2020 Çarşamba

Maskat Umman'a gidiyorum...Maskat'da Yılbaşı 2020




12 Aralık 2019 Maskat'a gidiyorum.
Hayatın size ne zaman göz kırpacağını bilemezsiniz. Gerçekten de öyle oldu. Hiç aklımda yokken Maskat'a yeni yılı geçirmek üzere gidiyorum. Ağustos ayında Maskat'tan bir müşterim gelmişti, Katar'da ilerletemediğim işlerimi Maskat'ta bir kez daha denemek üzere yola çıkıyorum. Hem turistik hem ticari gezi olacak. Bu kez Ummanlı arkadaşım Zahran bana yardımcı olacak. Ön araştırmalarıma göre Umman, en yumuşak kalpli insanların yaşadığı yer, bir de çok güzel güzelliklerle doluymuş. Çocukluğumuzun denizcisi maceraperesti Sinbad'ın ülkesiymiş. Bu zamana kadar varlığını benden nasıl gizledi hayret ediyorum. Gitmek için sabırsızlanıyorum.

Her zamanki gibi önce maliyetler.
Uçak bileti: 1537 TL Pegasustan Eylül ayında aldım
Airbnb Guesthouse: 343 USD 9 gece konaklama
Vize ücreti: 300 tl gibi olmalı ama onu ben yaptırmadım. Zahran benim için vize çıkartacak.
Kültürel Harcamalar:
Opera binasında yılbaşı konseri : 3 Omr

Umman'la ilgili şu ana kadar duyduğum tek dikkat etmem gereken konu dirhemi aşırı pahalı. 1 Omr neredeyse 2.60 USD! Pound'dan bile pahalı. O yüzden harcamalarımı çok dikkatli yapmalıyım. Toplu taşıma da yok denecek kadar azmış.


29 Aralık 2019:

Maskat biletimi Eylül ayında almıştım. Gelmez gibi gözüken uçuş günü geldi. Gece uçacağım. Sabah beni alandan Zahran almaya gelecek. İstanbul'da iki kez onu ben misafir ettim, şimdi sıra onda. 4 saatlik bir uçuşun ardından Maskat havalimanına iniyorum. Hiç bilmediğim ülkeye misafir oluyorum. Bagaj alımından sonra çıkış kapısına ilerliyorum. İstanbul'da kot tshirt'le gördüğüm Zahran bu kez elbiseyle karşılamaya gelmiş beni. Yüzümde bir gülümseme selamlaşıyoruz. Burada tokalaşmakla yetiniyoruz, ne de olsa Sultanate. Guest House'e girmek için sabah olmasını beklemek istiyorum, şehir de biraz turluyoruz. Daha sonra yakından ziyaret edeceğimiz bir sürü yere gezdiriyor. Love Street tek aklımda kalan yer oluyor. Sonra beni guest house'a bırakıyor. Dün Guest House'e gelip herşeyi ayarlamış, odam boş olduğu için erken girişe izin vermişler. Şaşırıyorum. Gece sessizliğinde Guest House içinde ilerliyoruz. İki kat çıkıp NIZWA isimli odaya giriyorum. Tesadüf bu ya Zahran'ın kendi şehrinin adı Nizwa. Bavulları açıp hemen uyumaya dalıyorum. Yeni maceralara merhaba.

Kaldığım Guest House gerçekten çok şirin ve sahile yakın. Uyanınca keşfe çıkıyorum. Yakında
Family Mart Alışveriş Dükkanı
mini bir market var. Zaten bir tek o var yakında temel şeyleri alabileceğimiz. Family Mart, nedense bana Walmart'ı anımsatıyor. Sokak sakin, bir iki minik dükkan var ve toplu ulaşım yok gibi bir şey. O nedenle yürüme mesafesindeki her yer çok kıymetli.








Bugünkü programımızda sadece Toastmaster toplantısı var.
Morison Muscat Toastmaster
Bütün gün dinlendikten sonra Zahran beni City Center alışveriş merkezine getiriyor. Yolda 18 Kasım Caddesini görüyorum ve şaşırıyorum. 18 Kasım benim için çok özel bir tarih, sevgili yeğenim Murat'ın doğum günü. Meğer Sultan Qaboos'un da doğum günüymüş! Bu tarih sultanlara özel sanıyorum.  Bizim için de Murat Sultan! Doğum gününün anısına en önemli caddelerden birine ismini vermiş. O an kızkardeşimle gurur duyuyorum. Sultan doğurmuş:)  City Center'de Lulu Hipermarkette gözüme mini bir laptop kestiriyorum. Daha sonra almak için aklımın köşesine not ediyorum. Sonrasında Toastmaster için toplantıya geliyoruz.
Artık gittiğim her yeni ülke de öncelikle toastmaster klübünün gününü öğrenmek benim için vazgeçilmezlerimden.
Morison Muscat Toastmaster’i ziyaret ediyoruz. Yeni bir şehirde hemen yerel insanlarla karşılaşmak için Toastmaster kesinlikle harika. Hemen size kucaklıyorlar ve hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Sene sonunun son toastmaster’ı olduğu için ayrıca kutlamak pastası ve doğum günü vardı. 9’a kadar vakit geçirdikten sonra tekrar gelmek üzere söz verip guesthouse’a doğru yola koyuluyoruz. Guesthouse ta güzel bir teras var. Mats ile tanışıyorum sonradan çok iyi arkadaş olacağımız…











30 Aralık 2019 : Mutrah Çarşı ve Sultan Qaboos Sarayı

Mutrah Çarşı
Bugün öğleden sonra Zahran almaya geliyor. Burada toplu taşıma olmadığı için Zahran olmadan bir yere gitmeyi düşünemiyorum bile. O gelene kadar Guest House terasında vakit geçiriyorum. Dışarı çıkıyorum. Sahile iniyorum. Muhteşem kokulu denize gittikçe alışıyorum. Minik minik sandallar var balık ağları... Zahran Mutrah Çarşıya gideceğimizi söylüyor. Mutrah Çarşı bizim kapalı çarşı, tahtakale arası geleneksel dükkanların olduğu turistlere yönelik çarşı. Hediyelik eşyalar ve kuyumcularla dolu. Ayrıca Hançer Umman'da köklü bir silah. Çeşit çeşit hançer var.
Mutrah Çarşı'da vakit geçirdikten sonra yemek yemek için bir yer seçiyoruz. Yemeklerden ziyade manzara muhteşemdi. İleride demirlemiş bir yolcu gemisi vardı ve müzik sesi geliyordu. Biraz deniz kıyısında yürüyoruz. Göl gibi deniz sever misiniz? Denizi o kadar durgun ki, böyle sanki bir sevgi okyanusu ve içinde güvenle yüzebilirsiniz size o duyguyu veriyor. Arabaya biniyoruz başka bir güzellikle karşılaşıyorum. Sultan Qaboos Sarayı... Bahçesine bu kadar yaklaşılabilen tek saraymış Sultan Qaboos'un...




31 Aralık 2019 Salı:

2012 yılından beri gelenek haline gelen yılbaşını yurtdışında kutlama serime bu sene Maskat'da devam ediyorum. Şu ana kadar iki kez Londra, Barselona, Frankfurt olmak üzere 5.kez yurtdışında yılbaşına gireceğim. Maskat'da yılbaşı resmi olarak kutlanmıyor bu nedenle meydanlarda havai fişek gösterisi olmayacak. Ancak Maskat Opera House'da Vienna Klasik Müzik Korosunun performansı var. Biletimizi öncesinden aldırmıştım. 3 Oman Riyal'inden başlıyor. Zahran sonra öndeki biletle değiştirmiş. Benim için önemli olan o atmosferde bulunmak. Geçen sene yılbaşına çok kötü bir şekilde girdiğim için bu sene Maskat benim için yeniden doğuş anlamına geldiği için çok kıymetli. Hayat bu son bulduğu anda bir bakarsın başka kapılar açılmış. Geçen sene Maskat'ın yerini bilmezken bu sene yılbaşı akşamı için hazırlanmak...

Guest House'a yakın sahil 
Maskat'ta bütün programı Zahran yaptığı için akşama kadar serbest zaman... Kaldığım guest house'ta ortak alan teras tek başına bile çok keyifli.

Yılbaşı akşamını beklerken
Ayrıca sahile çok yakın olduğu için arada deniz havası ve yürüyüş yapmak için çok keyifli bir yer. Bu denizin değişik bir kokusu var, böyle yasemin kokusu gibi. Zaten tüm Maskat'ta artık kullandıkları buhurdan mıdır esen çiçek kokulu denizden gelen rüzgarımıdır bir sakinlik var. Sokaklarda insanları sakin sakin süzülürken görmek çok güzel.

Konser saat 7'de başlayacak. Zahran'ı beklerken içim geçiyor, opera binasına yetişiyoruz neredeyse yetişemeyecektik.
İçerisi oldukça kalabalıktı, Sultan Qaboos Opera binasını yaptırmış, ince zevkleri varmış. Sultan Qaboos'un değişik bir hayatı olmuş, Sultan olmuş ama hiç çocuğu olmamış bir de eşiyle sorunları olmuş anlayacağınız Sultan'da olsanız, Karun'da evde ki eşle huzur paha biçilemez. Konser iki perdeydi... Arada çok şık insanlar gördüm. Üstelik bazı Umman'lı kadınlar hicab içinde değillerdi. Oldukça şık gece kıyafeti giymişlerdi. Zahran'da Sinbad bağlama stili yaptı bu geceye özel. Ve daha da güzeli bugüne kadar burada hiç bir gösteriye gelmemiş. Kendi memleketinde bir ilk yaşadı. Konser Avrupa'lılara özgü komikliklerle doluydu. Hem güldük hem klasik müzikle kulağımız şenlendi. 9 gibi Opera binasından ayrıldık.

Yılbaşı yemeği için Burger'i meşhur olan bir yere gittik. Yılbaşı kutlaması olmadığı için sakin şekilde yedikten sonra kısa bir yürüyüş yapıp Guest House'a beni bıraktı.


Guest House'a geldiğimde ne göreyim asıl parti buradaymış. Mangal yapılmış herkes kop kop modunda. Hemen dansa katılıyorum. Guest House'da Çinli, Hintli ve sonrasında kanki olduğumuz Daniel ve Matt'le geceyi yarılayana kadar eğleniyoruz. İşte bu hiç ummadığım bir şeydi o kadar sakinlikten sonra parti...














Nizwa: 03 Şubat 2020

Awlad Naseer Omani Halwa Factory
Bugün Nizwa'ya yani Zahran'ın doğup büyüdüğü şehre gidiyoruz. Nizwa, Muscat'tan 150 km uzakta iç kesim doğru. Bugün Cuma olduğu için Cuma saati her yer kapalı olacakmış. Sabahleyin erkenden yola çıkıyoruz. Yol boyunca irili ufaklı yerleşim yerleri görüyorum. Şehre veya denize o kadar uzaklar ki, kim yaşar buralarda ne yaparlar, nasıl geçinirler diye düşünüyorum. Öğlen saatine yakın Nizwa Souq'a varıyoruz. Hava güzel, 26 derece. Ortalık güneşli. Nizwa Souq eski bir çarşı. Hediyelik eşyalardan, helva ya kadar çeşitli otantik dükkanlardan oluşuyor. Bir avlu etrafında hem açık hem kapalı çarşı. Kapalı çarşının bir kısmı artık iş yapmadığı için kapalı. Zahran'ın aile dükkanı olan helva satış dükkanına uğruyoruz. Dediğine göre babasının büyükbabası helva fabrikasını kurmuş ve o günden beri 100 yılı aşkındır helva yapıyormuş ailesi, ve öncesinde saraya da özel helva yapıyorlarmış. Helva bir kasesi 1 Omr. yani 15 Tl. Tadı güzel ancak ben halen yoğun safran kokusuna alışamadım. Damak tadının alışması için zaman gerekiyor.


Nizwa Fort
Nizwa Souq
Nizwa Çarşının hemen yanı başında Nizwa Fort var. Kaleye fort diyorlar. İspanyollar zamanından kalmış. Kalenin içerisinde Cuma öncesinde yerel bir ekip folklor gösterisi yapıyor. 5 dakika dinlenirken gösteriyi izliyorum. Daha önce Doha'da da görmüştüm. Uzun elbiseli erkekler. Para vermek istiyorum, Zahran hayır diyor, onlar para alıyorlar zaten. Fort içerisinde mini müzesiyle, zindanıyla, avlusuyla aşina geliyor. Merdivenlerden çıkmadan önce Türkiye yönünü soruyorum. Zirveye çıkınca gözümü uzaklara güzel ülkeme çeviriyorum. Bu kadar gezmenin sonunda anlıyorum ki vatan bambaşka.
Cuma namazı için Zahran camiye gidiyor, kadınlar bölümü olmadığı için bahçeye geçiyorum. O da ne! minderler. Millet uzanmış, hemen ben de yanlarına kıvrılıyorum. 1 saat şekerleme sonrası Zahran beni alıyor ve Misfah Al Hamra'ya doğru yola çıkıyoruz. Misfah, Nizwa'ya 5 km, tepe üzerine kurulu bir köy. Bir noktadan sonra araç çıkmıyor. Bizi araçla almaya Abdullah bey geliyor. Abdullah bey, Misfah'ın eskileriden, aile evini müzeye çevirmişler ve bir restaurantları var. Öğlen yemeğe davetliyiz. Önce köye kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Vadi palmiye ağaçlarıyla kaplı. Çorak arazide yeşille kaplı güzel bir alan. Köyde köyün ileri gelenlerinin toplandığı ancak şu anda metruk olan binayı gösteriyor.




Misfah Vaha
Misfah Vadi
Yemekten sonra Al Hutta mağarasına gitmek için vakit kalmıyor. Çünkü 5'te kapanıyormuş. Her yeri aynı günde görmek gibi bir arzumuz yok, önemli olan bir anda ne kadar yer gördüğümüz değil, ne kadar güzel vakit geçirdiğimiz ve ben Nizwa'yı çok seviyorum. Hani bazen olur ya bir insanla tanışırsınız ve onu zaten hep tanıdığınızı düşünürsünüz, Nizwa'da benim için onun gibi sanki çocukluğum orada geçmiş ve ben seneler sonra orayı ziyarete gelmişim. Öylesine sıcak bir karşılama, karşılaşma.
i
Misfah müze evi


Muscat fotoğraflarımdan oluşan Slayt_gösterimi de izleyebilirsiniz.


12 Aralık 2019 Perşembe

Londraya gidiyorum 2019

Londra Volume 5



İlk Londra seyahatimi 2011 yılında yapmıştım. O zamandan beri Londra'ya her 3 yılda bir düzenli aralıklarla gider oldum. Sanki kendi uzaktaki evim, ara ara özlediğim ve görmeye gittiğim.Allah'a çok şükürler olsun bir sürü ülke ve şehir gezmek nasip oldu ancak hiç birine tekrar gitmek için özlem duymadım. Ama Londra öyle mi ya!

Hatta 2016 yılında Nisan ayında kız arkadaşlarımla doğum günümü kutlamak için gitmiştim o seyahatimi yazmadım. Ama bu sene yaptığımız seyahat benim için çok özel, o nedenle burada yerini alıyor.

Ağustos ayında Londra'ya gitme fikrimi ortaya attığımda kız kardeşim, sevgili yeğenimi de götürmemi söyledi. O da yaz başında yaz okuluna gitmişti ve tekrar gitmek için gün sayıyordu. Tarihleri onun doğum gününe uyacak şekilde uyarladık. Hatta o kadar ki okul tatiline bile denk geldi.

Önce maliyetler:
Ucak bileti Pegasus: 1096 TL
Airbnb tüm ev konaklama kişi başı: 2176 TL Bir önce gittiğimizde kaldığımız Pollyanna'nın evinde kaldık.
Vize: 724 TL (Aracı kurumlar ayrıca 700 TL istiyor, ben online kendim dolduruyorum artık. Bununla ilgili aşamaları buradan okuyabilirsiniz)
Seyahat sigorta: 54 TL

Kültürel harcamalar:
London eye+sea world+river cruise turu: 350 TL
Sehrazat Müzikali: 260 TL


15 Kasım Cuma:

Sabah erken saatte Sabiha Gökçen havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Öğlen gibi Londra'daki evimize varmayı planlıyorum. Evimiz diyorum çünkü ben daha önce aynı evde kalmıştım. Kızkardeşim ÜmmüGülsüm'ün Londra'ya ilk seyahati. Murat ise yaz okulu için Londra'daydı ve hali hazırda çok sevmişti. 3 saatlik farkla sabah 9:30 da Standsted havalimanına iniyoruz. Korktuğumun aksine güzel bir hava var. Heyecanlıyız. Tren mi otobüs mü derken kararsız kalmıştım varsın 1 saatlik otobüs yolculuğu olsun. Etrafı seyrederek gitmeye karar verdik.



Victoria Otobüs istasyonunda
Victoria Otobüs İstasyonu
Express Mark Spencer'e girdik alışveriş yapmak için. O da ne? Tüm kasalar kalkmış, sadece self kasalar hizmet ediyor. Dil bilmesek, yol bilmesek aç kalıcaz:)) ilk şoku atlattıktan sonra underground'a geçiyoruz. Evimiz Tooting Broadway'de. İki aktarmayla gidiliyor.

Ev sahibimiz anahtarı saksının içine bırakmıştı. Elimle koymuş gibi anahtarı alıp eve girdik, daha önce airbnb'de kaldığım için bana normal gelen bu hareket sanırım kızkardeşimi şoka soktu. Hiç bilmediği bir ülkede hiç bilmediği bir eve girip dolaşmaya başlayınca hafif bir güvenlik krizine girdi. Ama bize hiç bir şey demedi. Ben mi nereden anladım? Biraz dinleneyim diye saat 4'te girdiği yataktan akşam yemeği dahil çıkmamasından. İlk gün herkes için zordur ben de ilk gittiğim yerde ilk gün valizi açmam bile, alışmak için kendime zaman veririm. Sanıyorum konfor alanından çıkmakla alakalı bir şey bu.
Ümmügülsüm uyurken biz de Murat'la yerel markete gidiyoruz, kahvaltılık ve akşam yemeği için bir şeyler alıyoruz. Elimizde market poşetleriyle bizi sokakta gören imkanı yok yabancı olduğumuzu daha ülkeye bir iki saat önce giriş yaptığımızı anlayamaz. Öylesine iyice araziye uyum sağlıyoruz.

16 Kasım Cumartesi:

16 saat kesintisiz uyuyan sevgili kardeşim sabah erkenden uyanıp kahvaltıyı hazırlamaya başlamış bile. Evde kahvaltımızı yapıp ve sandviçlerimizi  hazırlayıp yola çıkıyoruz.

Bugün Buckingham Palace Changing Guard seromonisini izleyeceğiz. 11'e kadar Saray'da olmalıyız. Hani şu Megan Markle'nin genç kızken gelip demirinde poz verdiği ve sonra aynı saraya gelin gittiği yer.
Şansımıza bugün asker değişimi yokmuş. Sarayın bahçesinde bol bol fotoğraf çekinmekle yetiniyoruz. Pazartesi günü Murat'ın doğum günü ve o günü tamamen onun istediğine bıraktık. Hard Rock cafe'yi istedi. Pazartesi günü için rezervasyon yaptırmak üzere Sarayın bahçesinden ilerliyoruz. Hava şansımıza bugün de çok güzel.

Bugün Cumartesi olduğu için Nothing Hill'de

ikinci el pazarı var. Pazartesi akşamı için Hard Rock cafeye rezervasyon yaptırıp, underground'a geçiyoruz. Nothing Hill her zamanki gibi bazı şeylerin değişmediğini görmek güzel. Sağlı sollu hediyelik, otantik malzemelerle dolu. Plaklar, posterler meraklısı için şahane bir yer. Tabi ki NothingHill filminin çekildiği kitapçıyı es geçmiyoruz. Murat fotoğraf çekmekten hoşlanmıyor ama buranın cazibesine o da hayır diyemiyor. Bu pazara çilekli çukolatalı waffle yerim diye gelmiştim. Tüm waffle'cılar gitmiş. Çok üzüldüm. Evde hazırladığımız sandviçleri yiyip, merkeze geri geliyoruz.


China Town'un sokaklarını arşınlıyoruz. Gitmeden Ekşi sözlükten bir arkadaş ChinaTown'da bir yer öneriyor. Gözlerim onu ararken sokakları dolaşıyoruz. İllaki çok güzeldir ama alışkın olmadığımız için ne yiyebileceğimize karar veriyoruz ne de süpermarketinden bir
şey alabiliyoruz. Sadece çubuk alıyoruz. Canlı müziğin olduğu Irish Pub'a gidiyoruz ama o da ne bu akşam canlı müzik yokmuş. Biz de evimize dönmeye karar veriyoruz.


17 Kasım Pazar:
Bugün herkesin kendi programı var. Murat daha önce İngiltereye yerleşmiş Dursun abisiyle buluşup bilgisayar oyunu almak için Westfield's gidiyor. Ben de İstanbul'da iken hizmet vermeye başladığım Mr Dave ile iş görüşmesi yapacağım. Ümmügülsüm ise Müze gezmeye gidecek. Akşam üzeri buluşup müzikale gideceğiz. Biletleri İstanbul'dayken almıştık. Bir şehri ziyaret etmeden önce yapılabilecek en güzel şeylerden biri şehirdeki aktivitelere öncesinden bilet alıp katılmak. En sona bıraktığınızda ya karar veremiyorsunuz, ya son dakika biletleri pahalı oluyor ya da bilet kalmıyor. Ama böyle elinizde biletle kendinizi o şehre ait hissediyorsunuz.
Saat 13:00'de Mr Dave ve eşiyle buluşmak üzere Covent Garden Hotel'e varıyorum. Her zamanki alışkanlığımla randevüme geç kalıyorum ama onlarda uzaktan geldiler. Otelden içeri girdiğimde gerçekten 2015 yılından beri verdiğim emeklerin meyvesini o an aldığımı hissediyorum. En nihayetine kendi işimi yapmaya karar verdikten 4 yıl sonra Londra'da şık bir otelin kafesinde müşterimle buluşmaya gidiyorum. Bu deneyimi yaşatan ve bu imkanları olduran Rabbme şükürler olsun deyip içeri giriyom. Mr Dave'in eşi türk, o yüzden türklere aşina. Güzel ve samimi bir sohbet geçiyor aramızda bu arada kardeşim en yakın müzeyi gezmek üzere bizi yalnız bırakıyor.
Saat 4 gibi toplantımız sonra eriyor. Kızkardeşime katılmak üzere National Portrait Müzesinin önüne yürüyorum. İngiltere pahalı bir yer olmasına rağmen bir kez şehre adımınızı attınız mı vakit geçirebileceğiniz ücretsiz müzeleri ve parklarıyla sizi kucaklıyor.
Müzikal'den önce bu kez China Town'da Misato'ya şans veriyorum. Tiryaki soslu tavuk alıyorum 5 pound'a. Bu arada Londra'da kendi içinde pahalanmış. 5 pound'a fish&chips falan olurdu kalkmış. Pubların menüsü pahalanmış. Steak 11 pound civarındaydı 13-14 pound olmuş. Zaten olmuş 7 küsür pound. 5 pound'a bir koca tabak dolusu pirinç, tavuk ve yeşile gözlerim doymuyor. Tadı da nefis olmuş. Take away yapıp dışarıda yiyorum.

Müzikal'in olduğu London Coliseum binasının önüne geliyoruz. Scheherazade/Chopiniana Abay Kazak Devlet Opera ve Balesinin sergileyeceği müzikal saat 19:30'da başlıyor Murat halen yolda. Büyük ihtimalle ikinci yarıya yetişebilecek. 
Kızkardeşimle koltuklarımıza geçiyoruz. Biletler uygun olmasına rağmen sahneye erişim oldukça iyi. İlk yarıda modern bale gösterisiyle yorumlamışlar, ikinci sahnede kazak yorumu vardı ve şahaneydi. Çok iyi bir seçim olmuştu. Hem gözümüz hem kulağımız şenlendi. Hayatta bazı anlar vardır ve gerçekten kendinizle ve yaptıklarınızla seçimlerinizle bir an gurur duyarsınız. Londra'da kızkardeşimle birlikte Şehrazat müzikalini izlemek kendimi inanılmaz iyi hissettirdi. Bu bizim gibi herşeyi kendi eliyle yapanlar için gelebilecek güzel yerlerden biri ve bu günlere bizi eriştiren Rabbimize şükürler olsun. Murat trafikte kaldığı için maalesef yetişemedi. Doğrudan eve geçti. Biz de müzikalden sonra evin yolunu tuttuk. Kaldığımız evin yolunun üzerinde heybetli bir kilise var. Sanki penceresinden her an bir hayalet fırlayacakmış gibi, sessizce mezarlığı olan bir bahçesi var ve biz de oradan yürümek zorundayız. Yolun ortasında bir tilki durdu, kardeşime ses etmiyorum tilki dersem korkar diye, yokmuş gibi davradım öylece sokak köpeği muamelesi yapıp yanından geçtik. Londra'da tilkiler köpek gibi olmuşlar, daha öncesinden biliyordum. Sadece evlerin önünde deri ayakkabı falan olursa onları kemiriyorlarmış. Ertesi gün kızkardeşim itiraf etti, tilkiyi o da görmüş ama ben korkmayayım diye ses etmemiş. Kardeş olduğumuz bu kadar mı belli olur:))

18 Kasım Pazartesi:
Bugün günlerden Murat! İyi ki doğdun ailemizin kızkardeşimden olma biricik ve tek yeğenim. Göz bebeğimiz bugün 15 yaşına giriyor. Dile kolay, annesinin karnındayken ismi belliydi ona murat murat diye seslenirdim. ilk doğduğunda bir an önce büyüse de arkadaş olsak derdim ama hiç 15.yaş gününü Londra'da birlikte kutlayacağımız aklıma gelmedi. Hayalini bile kurmamıştık. Bazen hayatımız hayallerimizden bile daha güzel olabiliyor. Kahvaltıda ilk mumumuzu üflüyoruz. Gündem çok yoğun Bu arada kaldığımız evin mutfağı şahane ve mini bir kış bahçesi ve yaz  bahçesi var. Evde keyif yapmak için çok ideal. Günümüzün her anı güzel geçiyor burada. Kendimizi Londra'lı gibi hissediyoruz. Bugün London Eye, sonra river cruise var. Bu akşam daha önce Edinburg'da evinde kaldığımız sonra İstanbul'da misafir ettiğimiz Nadia ile yemek öncesi buluşacağız. Maalesef doğum günü yemeğinde bize katılamadı çünkü dönüş bileti gece geç vakit hemen iki katına çıkıyor. King Cross tren istasyonunda olacağız.
London Eye biletimiz saat 13:00 için. Kahvaltı sonrasında London Eye yolunu tutuyoruz. İki defa kapısına gelip binmemiştim. Gezilecek ve görülecek o kadar şey varken London Eye'a sıra ancak geldi. Yarım saatlik güzel bir tur atıyoruz. Londra'nın önemli noktalarına tepeden bakmak ve doyasıya fotoğraf çektirmek. Yarım saat hızlıca geçiyor. Nehir turuna kadar Tate Modern'e gitmeye karar veriyoruz. Yol üzerinde Noel için kurulan lunaparka gözümüz takılıyor. ve Murat Ranger'e binerek ilk açılışı yapıyor. River Cruise kıyıdan kıyıdan güzel konuşan bir rehber eşliğinde yaklaşık 40 dakika gezdiriyor. Tower of London'un altında poz vermek şahane. Nehir gezisinden sonra bir pub'da biraz soluklanıyoruz. Daha sonra Nadia ile buluşmak üzere King Cross istasyonuna gidiyoruz. Nadia'yı 2013 yılında misafir etmiştik. Murat o zaman 9 yaşındaydı, şimdiyse bir delikanlı oldu. 1 saatlik görüşmeden sonra Nadia'yı Edinburgh'a yollayıp,



Hard Rock cafe'ye geçiyoruz. Niyetimiz sakin bir akşam yemeği yemek. Tam siparişimizi verip etrafı incelemeye geçiyoruz ki birden 4-5 garsonun yan masada birden happy birthday diye bağırmasını duyuyoruz. Doğum günü böyle kutlanıyormuş. Kardeşim hemen bir doğum günü kutlaması organize ediyor. Yan masamızda bir aile var, anne, oğul ve torundan oluşan. Ara ara göz göze gelsek de temas kurmuyoruz, kendi aramızda ingilizce konuşuyoruz. Malum yurtdışında yabancı dilde konuşanların garipsendiği bir çağdayız artık. Enfes bir yemekten sonra doğum günü seromonisi başlıyor, Murat'ın gözlerinde gerçekten mutluluğu ve sevecenliği en sonunda görüyoruz. Onun mutlu olması bizi de çok mutlu ediyor. Her doğum günü özeldir, ancak bu doğumgününü hayatı boyunca güzel hatırlayacağından eminim. Bizden ona güzel bir hatıra kalıyor. Murat'a sen de baba olunca eşini, çocuklarını böyle güzel yerlere getirirsin diyorum, o da elimden gelen en güzel yerlere götüreceğim onları diyor. Ne şanslılar şimdiden!
Hard Rock Cafe Doğumgünü Özel 
Gece underground yolculuğuya son buluyor. Murat ve kızkardeşim boş underground da muhabbeti koyulturken ben metronu öbür ucunda onları tanımamazlıkra geliyorum.

19 Kasım Salı:

Bugün paket olarak aldığımız London Akvaryum günümüz var; London Eye+River Cruise+London Aquarum paketini satın almıştım. Kahvaltıdan sonra Akvaryuma geçiyoruz.. Akvaryum doğrusunu söylemek gerekirse çok gözüme gelmedi... Londra deyince herşeyin harika ölçülerle yapıldığı ve servis edildiği bir şehirde akvaryum biraz amatörce geldi. Daha çok öğrencilere ve çocuklara hitap eden bir yer gibi geldi. İçeride çeşitli deniz canlılarına göz atarken onların da bize göz attığı fikri enterasandı. Hatta bir tanesi bayağı bayağı bizi misafir etti.


Akvaryum'dan sonra Westfield alışveriş merkezine geçtik. Avrupa'nın en büyük alışveriş merkezleriden biri ve içeride sayısız marka var. İstanbul'da alışveriş merkezlerine aşina olduğumuz için ve alışveriş yapma niyetimiz olmadığı için mağazalara bakmakla geçirdik zamanımızı. Kızkardeşim Sketcher mağazasından bir ayakkabı beğendi; Covent Garden Şubesinde varmışmış, Diğer şubede bir kaç saatliğine rezerve ettiler bizim için. Doğrudan kendimizi Covent Garden Sketcher şubesine atıyoruz. Kardeşim mutlu Sketcher mağazasından çıkıyoruz.












İstanbul Toastmaster Klübü üyesi olduğum için hangi şehire gidersem gideyim mutlaka Toastmaster toplantısına katılmayı seviyorum. Bu aksam Toastmaster Toplanstısı için otelin yolunu tutuyoruz. Murat'cım misafir konuşmacı olarak sahnede yerini alıyor. Geleceğin Toastmaster'i... Güzel bir gecenin ardından evin yolunu tutuyoruz.














20 Kasım Çarşamba:

Bugün Kızkardeşim İstanbul'a geri dönüyor bizi bırakıp. Günler hızlıca akıp geçti, Onu Victoria Coach Station'a bırakacağım. Murat evde kaldı. Ben ise daha önce ofislerinden kiralama yaptığım E-Ofis şubesini ziyaret edeceğim. Kim bilir kısmet belki bir gün kendim de ofisimi buradan tutarım. Seviyorum Londra'yı. İnsan hayallerinin peşinden gidince Allah'da ona umulmadık yerlerden kapılar açıyor, ama ne zaman ki insanların peşinden gittim hep yarı yolda kaldım.
Tottenham Court Road'da kiEofis'te beni çok sıcak karşıladılar, hatta denemem için 2 saatlik kullanım hakkı verdiler. Hemen Açık alana geçip çalıştım, kendimi o enerjiye uyumladım. Öyle kimi anlar çok uzun sürer ama kimileri de kısa olmasına rağmen çok anlamlı. Akşam Meetup gruplarından birinde yer alan Pubquiz var. Ona gitmek için yola çıktık. İlk defa evsizlerin yattığı metrodan çıktım ve biraz kötü olduk açıkcası. Pub'a gittiğimde de kimseyi bulamadık doğruca eve döndük. Bazen oluyor yapacak bir şey yok.


22 Kasım Cuma:
 
Bugün HydePark'ta WinterWonderland açılıyor. Ayrıca İstanbul'da tanıştığım Shaba'na ile buluşacağız. Marble Arch İstasyonunda Shabana ile buluşuyoruz. Arkadaşlarımla farklı ülkelerde tekrar tekrar görüşmeye bayılıyorum. Çok büyük bir eğlence merkezi açılmış, Dönme dolaplar, buz pisti, korku evi, Ranger, Mancınık, daha aklınıza ne gelirse. Bilet fiyatları ortalama 9 Pound. Mancınık için Murat şansını zorluyor. İki kişi binmesi gerekiyor biz binmek istemiyoruz. 20 dakikalık bir bekleyişten sonra nihayet bir türk aileye denk geliyor. Biz Shabana ile kahvenin keyfini çıkarırken Murat parkın altını üstüne getiriyor. Sonra güzel bir günden sonra eve dönüyoruz. Aklıma iki şey kalıyor, Misako'da tereyaki soslu tavuk ve Lunapark'taki korku evi. İnşallah bu ikisi için tekrar gideceğiz.

23 Kasım Cumartesi:
Bugün Londra'dan İstanbul'a ayrılıyoruz. Ama Londra bizi bir türlü göndermek istemiyor. Neredeyse uçağı kaçıracaktık. Böyle stresli bir havalimanı yolculuğu yaptığımı hatırlamıyorum. İlk önce raylara biri dönmüş Underground kapandı. Sonra taksi tutmak istedim, taksi yoktu. Otobüse bindik 15 dakika surer demişti 50 dakika sürdü. Victoria Station'da otobüsü kaçırdık başka bir firmanın otobüsüne bilet aldık, yarım saat geç kaldı ay böyle herşey olmaması için sanki el birliği yaptı. Havalimanında bagajları verdiğim andaki mutluluğu tarif edemem. Öyle ki 10 Pound verdim Murat'a bunu kutlaması için, çukolata ile kutladık ve bir maceranın daha sonuna geldik...

Mini slayt gösterisi:
https://youtu.be/zKFVUijBZQQ



8 Mart 2017 Çarşamba

Katar'a gidiyorum: 08 Mart 2017

Katar'a gidiyorum: 08 Mart 2017

Kendi işimi kuruyorum sayfamı okuyanlar, Aralık sonunda ofisimi kapattığımı biliyorlar. Yeni iş fırsatları ve yeni bir hayat için Katar'a yola çıkıyorum bugün. Sultanahmette 5 yıl restaurant işleten arkadaşım Derya benden 3 ay önce Katar'a geçmişti, o giderken beraber gitmeyi konuşmuştuk. Aradan geçen 3 ay içerisinde İstanbul'da tekrar ne yapabilirim diye düşündüm ancak Kapalıçarşı'daki hava parasız kiralık dükkanları gördükçe moralim bozuldu. Ben de bir ay önce Katar'a gitmeye karar verdim ve biletimi Pegasus'tan 38o TL gibi bir rakama tek yön olarak aldım. Oraya gitmeden önce rutin olarak yaptığım, Meetup, Internations, Toastmasters gruplarına Doha aktiviteleri için göz attım. Biraz sonra valizi kapatıp yola çıkarım. Kalbim biraz buruk, biraz heyecanlı. Hayaller Londra'da iş kurma gerçekler Katar'da çalışma olarak gerçekleşiyor. Suudi Arabistan'da geçirdiğim bir ay, körfez ülkeleri hakkında bir bilgi veriyor bana o nedenle çok hoplaya zıplaya gitmiyorum. Ama Derya'nın orada olması benim için çok avantaj en kötü ama en kötü biraz tatil yapar geri dönerim. Nisan ayında Expo Türk-Katar Ticaret fuarı varmış. Orada müşteri bağlantısı yapmaya çalışacağım. Yine bu sayfadan sizlere gördüğümü, yediğimi, yaşantıyı birinci elden anlatmaya çalışacağım.

09 Mart 2017:

Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra Doha ışıl ışıl göründü. Yukarıdan büyüleyici bir manzarası var, şehir olarak cazibeli bir hava veriyor, halbuki şehirle ilgili beklentilerimi çok az tutmuştum. Hava limanına vardığımda saat 3'tü. Pasaport kontrolünde polis nerede kalacaksın diye sordu. Doha'da dedim. Adres dediğinde ise a friend dedim. Tabiki bu Türkiye-Katar ikili ilişkilerinin bir sonucu. Bir Schengen ülkesi olsaydı ilk uçakla geri yollamışlardı:)

Bagajdan sonra bir türlü internete bağlanamadım. Ve tabiki prizi kontrol etmek hiç aklıma gelmedi! Üçlü priz kullanıyorlarmış, yaklaşık yarım saat sonra Derya beni hava limanından karşıladı. Bu arada söylemeliyim, hava limanı oldukça geniş ve lüks otoparkı ise çok havalı. Derya'cım sadece 3 ay gibi kısa bir sürede bu kadar yol katetti. İnsan kitlesine gelince, Suudi Arabistan'da geçirdiğim bir ay sağolsun beni zihin olarak hazırlamıştı. Dünyanın uzak ülkelerinden bütün çalışanlar burada. Değişik bir dünya burası.

Kaldığımız yer, lojman gibi. Ev'in içerisi sade ancak bir zaman sonra burası bizim için güzel bir yuva olabilir. Ne de olsa yaşanılan yeri yuva yapanlar içerisinde yaşayanlardır.

10 Mart 2017

Dün bütün günü evde geçirdikten sonra bu sabah Derya ile birlikte kendimi dışarı atıyorum. Burada Al Corniche diye ünlü bir sahil kenarı var orada laptop'umla birlikte çalışacağım. İlk önce City Center alışveriş merkezine bırakıyor Derya beni. Çalıştığı yer hemen köşesinde, oldukça güzel bir konumda işe başlamış. City Center bizdeki Galeria tarzı bir yer. Ancak Cuma günü olduğu için çoğu magaza kapalı, olanlarda 11:15 gibi kapanmaya başladı Cuma namazı için. Alışveriş merkezindeki camiye ilerliyorum. Doha'da Cuma kılmak nasip oldu, İstanbul'da evimin dibinde Cuma'ya gitmezken burada doğal geliyor. Mescidde hemen arkadaş yapıyorum. Fatıma Zehra, Faslı. City Center'deki Carrefourda çalışıyormuş. Türkiye İstanbul deyince gözleri parlıyor, ben de İstanbul'a gelirsen ben de kalırsın diyorum. Mutlu oluyor. Telefonunu alıyorum. Sonra herkes gidince 4 bayan kalıyor ben biraz daha uzun kalıyorum bu kez onlar bizim için de dua et diyorlar. Tamam diyorum. Suudi Arabistandan gezmeye gelmişler, İki ay önce İstanbul'da tatil yapmışlar. İstanbulluyum deyince gözlerinin içi gülüyor. Bu kez onlar beni Mekke'ye davet etti. İlk gün 2 arkadaş! Namazdan sonra Carrefour'a gidiyorum. Biraz sonra sürpriz Fatma ekmek tezgahının başında bile! Yine konuşuyoruz. Hemen çevre ediniyorum. Carrefour'da fiyatları gözden geçiriyorum. Gelirken Katar'ın hep ne kadar pahalı olduğunu duymuştum, Allah'tan sadece züccaciye ve bayan kişisel bakım pahalı. Onun haricinde et burada ucuz, tavuk ucuz ve bakliyatlar normal. Meyve Sebze İstanbul fiyatlarında. Yani yemeğimizi evde pişirirsek burada rahat rahat yaşanır. Ne de olsa Orhan Veli'nin söylediği gibi, hava bedava su bedava, camekanların önü bedava. Yurt dışı seyahat alışkanlıklarımdan edindiğim üzere, cheddar peynir, ekmek ve Mirinda alıyorum. Bu Mirindaya Suudi Arabistan'da alışmıştım burada tekrar gördüğüme çok sevindim. İstanbul'a dönerken anneme mirinda götüreyim o da çok sevmişti. İki gibi City Center'den sahile doğru ilerliyorum. Hava Mart olmasına rağmen sıcak, güneş kuvvetli. Birisi internette, Katar'da sonbahar, kış, ilkbahar ve cehennem vardır diye yazmış. Hak veriyorum. İnsanlar Cuma dolayısıyla hep sokakta, piknik yapıyorlar. Sanki Hyde Park'ta dolaşıyorum, her türlü milletten insan var ve herkesin yüzünde bir dinginlik ve ben seni anlıyorum çünkü ben de vatanımdan uzaktayım ifadesi var, sanki herkes Gurbette... Bilemiyorum ben mi duygusala bağladım. Çimenlerin üzerinde sandviçimi yiyip insanları seyrediyorum. Artık ne olacak diye düşünmenin gereksiz olduğunu anlıyorum. Ne olacak diye diye Katar'a çıkaran Allah, bundan sonrası için de güzel sürprizler hazırlamıştır diye düşünüyorum. Yolda gelirken kiralık ofis tabelası görüyorum. Hemen emailini alıyorum. İstanbul'daki acenteyle konuşuyorum, en azından bir fikir sahibi oluruz. Sonra aklıma Regus geliyor, öyle ya hazır ofis kolaylığı varken neden olmasın. Daha sonra sahilde yürümeye başlıyorum. Akşam ezanı parkta açık alanda kılıyoruz, bayılıyorum. Costa Coffe burada meşhur, ancak kahve fiyatları mesela latte 14 qr yani 15-16 tl'ye denk geliyor. Ayrıca söylemeyi atladım. Döviz bürosu sadece Mavi dolarımı aldı. Diğerleri eski dolar biz almıyoruz dedi. Kahve esnasında tekrar internete giriyorum ve ilk Meetup grubumu açıyorum. Doha'da Istanbul Business Opportunities diye grup açtım bakalım ilk toplantı yarın olacak. Bugün biri kaydolmuş. Bir de burada geçici olduğum için Couchsurfing'e baktım. Samimi olarak burayı beğendim ve sanki hiç yurt dışı değilmişte Türkiye için de öyle bir yere gitmişim gibi geliyor. Telefon Kartı olarak Ooredoo firması var. İnternet pahalı 6 GB100 RY. Değişik bir sistemleri var, Allah'tan Derya ben gelmeden önce almış. Derya'nın burada olması benim için çok büyük bir nimet, bütün zorlukları o yaşamış ben gelene dek bana sefa sürmesi kaldı. Onun da işleri rast gitsin. Bir konu ise Trafik, burada her yerde kazı çalışması var neredeyse ve sol ve sağa girişler kesin refüjlerle ayrılmış eğer yol ortasında şeridinizde değilseniz hiç şansınız yok! Benim burada araba kullanabilmem mucize olur Allah'tan Derya var ve özel arabasıyla servis çeken birinin numarasını verdi. Almeera diye alışveriş merkezine gidiyoruz ve gece 23:00 gibi evdeyiz. Uyumam 2'yi buluyor.

11 Mart 2017:
Dün o kadar yoruldum ki bugün sanıyorum evden çalışacağım.

12 Mart 2017:
Dün turizm acentelerine tanıtım maili yolladım. Akşam üzeri bir tanesi yanıtladı. Randevü talebimi olumlu yanıtlamışlar. Yarın onlara kısa bir ziyaret yapacağım. Adreslerini kontrol ediyorum 37 dakika yürüme mesafesinde. Harika! Henüz burada otobüsleri kullanmayı öğrenemediğim için ulaşım Derya olmazsa zor benim için. Derya bu trafikte araç kullanabiliyor ya, gözümde bir kademe daha artıyor gerçekten deli gibi araç kullanıyorlar, bu kadar sakin bir şehir de bu kadar trafikte agresif olmanın anlamını çözemiyorum. Sanıyorum, normal hayata karışamayan ve hep çalışan pozisyonunda olan kişiler, direksiyon başına geçince ilk defa önemsendiklerini hissediyorlar ve biz de varız diyorlar yoksa bu kadar sakin sakin sokakta akan hayat, trafikte nasıl böyle stresli olabiliyor.

Dün akşama kadar evdeydim ancak Derya yorgun olmasına rağmen dışarı çıkmakta ısrar etti. İlk önce festival alanına gidiyoruz Katara'da. Al Corniche gibi ancak yürüme alanı farkllı. Küçük küçük pavyonların olduğu standlar ve bolca türk standları. Bizdeki Sultanahmet pavyonları gibi. Sonra St Regis'deki The Club'a gidiyoruz. Hotel oldukça şaşalı, içeri girerken pasaportu gösterip girebiliyoruz ancak. Salı ve Cumartesi geceleri Senorita gecesiymiş yani bayanlara hem ücretsiz hem de içeri iki içecek hakkı veriyorlar! Derya!nın dans arkadaşlarından birini görüyoruz diğerleri Salsa olmadığı için Hilton'a geçmiş. Biz keyfini çıkardık, çok kalabalık değildi. Derya ile en son Küba Salsa'da Beşiktaş'ta dans etmiştik:)) Kısmette Doha The Club'da dans etmek de varmış! Sonra diğer arkadaşlarının yanına Hilton'a geçiyoruz. Hemen kaynaşmış burada Derya ve çok da güzel etmiş! Gece 2 gibi eve geçiyoruz. Sabah Regus ofisten aradılar bu öğleden sonra onları ziyarete gideceğim. Couchsurfing'den Hüseyin diye bir arkadaş yazdı dün, sağolsun kalma sorunu olursa kapımı açarım diyor.. Burayı sevdiğimi söylemişmiydim?  
Saat 4'te Al Fardan'a gitmek üzere sokağa iniyorum. Derya'sız bu ilk çıkışım olacak. Kapının önündeki elektronik markete anahtar yaptırmak için giriyorum. Orada anahtar yapılmıyormuş, Nuridi diye bir hintli sağolsun çok yardımcı oluyor. Biraz laflıyoruz ve Al Fardan'a gitmem için taksi ayarlıyor. 10 dakika sonra Al Fardan'ın kapısında iniyorum aslında City Center'in arka kapısıymış. Al Fardan'ın girişi çok şaşaalı hem rezidans hem office towers olarak kullanılıyor. Regus'un ofisini geziyorum. İstanbul'da da benzer bir Eofis kullandığım için sistemlerine çok aşinayım. Bazen geçmişe bakınca bir şey yapmamışım gibi görünüyor, halbuki böyle yeni bir yapılanma için her şey elimin altında kadar kolay. Regus'un yeri gerçekten çok güzel hele deniz manzaralı ofisine bayıldım. Kiralar 10.000 QR dan başlıyor ama Doha gibi bir yerin belki en güzel konumlarından biri için normal diye düşünüyorum. Sonra City Center'e geçiyorum dün yaptıramadığım anatarı yaptırıp Derya ile buluşuyoruz ve İkea'ya gidiyoruz. Daha doğrusu gidemiyoruz çünkü yolu o kadar sapaki ne yapacağımızı uzun bir müddet kestiremiyoruz yarım saatlik kaybolmadan sonra İkea'dayız. Allah'tan Doha ufak bir yer ne kadar kaybolabilirsin ki. Alışverişimiz 11 gibi bitip eve geliyoruz. Yorgunluktan ölüyoruz.

13 Mart 2017:
Bugün Turizm Acentesi ile saat 14:00 te randevüm var. Heyacanlıyım. Google Map 37 dakika yurume mesafesi gösteriyor. Önce aşağıda otobüs için kart almak istiyorum Smartart ancak en az 30 QR. Söylemişmiydim, döviz büroları sadece mavi dolar kabul ediyor, İstanbul'dan getirdiğim dolarlar işime yaramadı. Yarın Merkez Bankasında değiştireceğim. Teknoloji güzel şey, eskiden insanlar yıldızlara bakarak yön bulurlarmış şimdiyse Google Map var. Yarım saat içerisinde turizm acentesinin önünde buluyorum kendimi. Bay Amila, yarım saatlik bir görüşme yapıyoruz. Diyor ki eskiden çok müşteri gönderiyorduk ancak son olaylardan sonra talep kesildi. Ne diyebilirim ki, seçimden sonra diyorum. Oradan ayrılıp yol boyunca gördüğüm Trading Firmalarına uğraya uğraya geliyorum. İki firmaya girip kart bırakıyorum. Daha önce internetten aradığım trading firmaları hepsi bir sokakta. Bing Road.

Eve tekrar bu kez daha kestirmeden geliyorum. Yolda Nuridiye rastlıyorum, beni görünce selam veriyor. Tekrar konuşuyoruz. Ne zaman ne bilgi lazımsa sor buradayım diyor. Sağolsun.

Yarın sabah Meetup toplantısı var bayanlar kahve günü. Bakayım bir de onlara katılayım.

14 Mart:
Sabah 10'da meetup toplantısı var Suoq Wakıf'ta. Evden çıkmam neredeyse 11 i buluyor ve daha en az 25 dakika yürümem gerekiyor! Gideceğim yol tam bir inşaat alanı her yer ama her yer kazı!
Google Map'i takip ederek Souq Wakıfa varıyorum. Biraz hüzünlü, eski bir pazar yeri. Bizim kapalı çarşı gibi ama eski versiyonu. Çok ama çok yaşlı insanlar var hamallık yapan. Bir tanesini görüyorum tek gözü görmüyordu sanıyorum taşıma sandığı ile orada bekliyor. Biraz hüzünlü biraz terkedilmiş bir kapalı çarşı, hediyelik eşyalarıyla kumaş mağazaları ve nargile kafeleriyle güzel ve hüzünlü bir pazar. Buluşacağımız yer Zatara burada yaşayan bayanlar her salı günü meetup üzerinden buluşup kahvaltı yapıyorlarmış. Ben son yarım saatlerine yetişebildim, grup ilginçti, eşleri çalışıyormuş, hanımlar da çocuklar okuldayken ya da kimisi emekli olmuş buluşup vakit geçiriyorlar. Olmazsa olmazı Türk restaurantını görüyorum.Biraz laflıyoruz sonra dolarımı bozdurmak için Katar Merkez Bankasını buluyorum ama tahmin edebildiğim üzere bozmuyorlar bir ihtimal daha havalimanına gideceğim. Orada bozuyorlarmış, ya da bir google yapayım bakayım.

Sonra yürüye yürüye tekrar eve dönüyoruz. Derya'nın doğum günü bugun. Salsa arkadaşlarıyla birlikte St Regis'e gidiyoruz. Salsa partisi oldukça güzeldi.

15 Mart:
Bugün saat 12:30 da müşteri ile buluşmak üzere Lagoon Mall'e gideceğim ancak önce Western Union'a gideceğim. Pasaportumda vize son tarihi görülmediği için parayı vermediler nedir burada parayla çektiğim sıkıntı neyseki bir başka şubesi bozdu. Lagoon Mall'de müşteriye yine geç yetişiyorum, toplantı güzel geçiyor. Alışveriş merkezi ise bomboş. Kiralar yüksek olmalı peki bu kadar alışveriş merkezi boşken kim alışveriş yapıyor. Bir de şehirde deli gibi hummalı çalışma var ancak şehirde kimse yok. Kim oturacak buralarda bir muamma.


Şehirdeki toplu taşıma gerçekten çok zayıf. Alışveriş merkezinden tekrar Al Corniche'e geçiyorum. Louis diye bir arkadaşla buluşup, sahilde biraz yürüyoruz.  

10 Nisan 2017:
Doha'ya geleli tam 1 ayı geçti. Şehre iyice ısındım ve nihayet geçen hafta otobüslerini kullanmaya başladım. Aslında basitmiş Karwa otobüslerinin basit bir yol haritası var. Bizdeki Akbil ayarı Smart cardları var. İlk seferimi City Center'e yaptım. İkinci kez ise Villagio Mall'e gittim. Villagio Metris'te bulunan Via Port Venezia'nın benzeri bir alışveriş merkezi önünde ise aspire park diye büyükçe bir park var. Buradaki parklarda insanlar gün boyu vakit geçirebiliyorlar. Piknik oldukça yaygın bir de hava gittikçe ısınmadan mümkün olduğunca dışarıda vakit geçirmek istiyorlar sanırım.

Bu arada tam 4 adet meetup toplantısı düzenledim. İlki İstanbul life ve iki iyi arkadaş edindim. Sonra kendini geliştirme ve türkçe arapça pratikte ise Yusufla tanıştım. Yusuf daha sonra beni Katara festival alanına davet etti. Bir türk arkadaşım ise Mall of Qatar'a götürdü. Burada gezebileceğiniz ya sahil kısmı var ya da alışveriş mağazaları. Kalanlar kazı halinde evler ve iş yerleri.

İki Cuma öncesi Museum Islamic Art'ı gezdim. Müze tam sahilde ancak içinde çok fazla sergilenen eser yok. Önünde ise koca bir panayır alanı var. Resimleri daha sonra yükleyebileceğim.

Burada Toastmaster Klübüne iki kez gittim. Toastmaster gerçekten yeni bir şehirde insana ilaç gibi geliyor, hem güzel insanlarla tanışıyorsunuz hem de güvende hissediyorsunuz.

Burada internet oldukça pahalı ve Ooredoo hattı var. 6 gb internet için 100qr ödeyip 3 hafta zor idare edebiliyoruz. Süpermarket yaklaşık %20 daha pahalı. Kozmetik ve hijyen ve mutfak eşyaları ise neredeyse %50 daha pahalı.

Önümüzdeki hafta Türkiye'de seçimler var ve kalbimiz orası için atıyor.




14 Ocak 2016 Perşembe

Barcelona'da Yılbaşı 2016


28 Aralik: 
İstanbul Sabiha Gökçen Hava limanındaki uçuşumuzda buluşmak üzere Mürselle sözleşiyoruz. Sabiha Gökçene ilk kez normal ulaşımı tercih ediyorum. Karşıdan gelenler için sanıyorum tek kolay yol Metrobüs Uzunçayır durağı ve E11 express durağı. Buradan geçen E10 otobusude S.Gokcene geliyor ama cok dolastiriyormus. O nedenle E11 olmasina ozellikle dikkat etmek gerekiyor.
Murselle oglen yemegini hizlica atistirdiktan sonra ucagimiza biniyoruz.
Hola Barcelona!
17:30 gibi Barcelona havalimanina iniyoruz. Havalimanindan Aerobus’la sehir merkezine yaklasik yarim saatte variyoruz. Gelirken Istanbul guzeldi ancak Barcelona’da hava oldukca guzel. Bahar havasi var ve hava daha gec karariyor. Kalacagimiz evi Airbnb’den kiralamistik. Sehir merkezine yakin ve fiyati cok uygun gorunmustu. Universitat duraginda inip bir blok yurumemiz yeterli. Ancak yeni bir sehir her zaman yeni Universitat duraginda indik ancak hangi yone donecegimiz bir muamma. Internet paketi almadigimiz icin google mapten de faydalanamiyoruz. Ancak eski usule donmemiz uzun surmedi. Sora sora Bagdat bulunur demisler biz de aynini yapiyoruz. Duraktan yaklasik 50 metre otede bir binanin onundeyiz. Ancak kapi numarasini almamisim. Kisa bir bekleyisten sonra kapida Monicanin sesini duyuyoruz. Hola! Monica cok tatli bir ev sahibi. Eve girdigimizde bizi yanaklarimizdan optu. Bu iyiye isaret. Akdenizli ne de olsa. Bize biraz kaldigimiz yer hakkinda bilgi Verdi. Sonrasinda ise aksam yemegi icin kendimizi sokaklara atiyoruz. Buranin Istiklal caddesi La Rambla. Genis caddesi sagli soglu dukkanlari alisveris merkezleri ile oldukca asina oldugumuz bir cadde. Biz biraz ara sokaklardan La Ramblaya vardik ancak bir sehrin ara sokaklarina dalmak kadar keyifli sey ender oluyor. Aksam yemegimizi Tapas... da karar kildik. Mursel yemek konusunda yenilikci ben ise o kadar muhafazakarim. Tapas dedikleri ise minik tabaklarda sunulan cesidi bol sicak ve soguk atistirmalik. Barcelonada ortalama bir yemek en az 10 eurdan basliyor bu konuda oldukca pahali oldugunu fark ediyorum. Saat 10 gibi eve donduk. Evimizin ne kadar merkezde oldugunu simdi daha iyi idrak ediyoruz.


29 Aralik: 
Evde marketten aldigimiz kahvaltiliklarla kahvaltimizi yapip, yanimiza yolluk olarak sandvic yapiyoruz. Bugün duragimiz    Casa
Battlo. Gaudi’nin evi. Gaudi’nin tasarladigi ev gercekten cok degisik ayni bir masal evi gibi. Evde keskin cizgi neredeyse yok. Her bir kose yuvarlatilmis, pencerelerden kapilara merdivenlere bacalara akliniza gelebilecek her yer ayri bezenmis. Benim anladigim kadari ile Gaudi deniz alti yasamdan esinlenmis. Deniz altinda da hic bir canli ya da tas keskin degil, hatlari torpuleniyor. Ayni hayat gibi o da bizim keskin yanlarimizi torpuluyor zamanla birlikte. Yaklasik iki saatlik bir surec geciriyoruz Gaudi’nin evinde. Insallah kendi evimi bir gun tasarlarsam Gaudi’den ilham almaya karar veriyorum.
Barcelona gezimizi cogunlukla keyif az da sehir gezisi olarak planladigimiz icin Casa Battlo’dan cikip kendimizi yine alisverise atiyoruz. Barcelona’da kucuk kucuk degisik tarzda dukkanlar gormek mumkun bildik H&M, Mango Zara gibi alisveris merkezlerinin yaninda.
Bu aksam için Istanbul’dan tiyatro biletimizi almistik. Saat 20:00'de Gran teatre del Liceu Lucia di Lammermoor adlı operayı seyretmek üzere La Rambla'ya doğru istikamet alıyoruz alışveriş sonrası. La Rambla anlaşılan o ki her gün uğrak yeri olacak. Yemek için Monica'nın La Rambla'da yemeyin de nerede yerseniz yiyin tavsiyesinin tam zıddına tekrar La Rambla üzerinde bir restaurantta karar kılıyoruz ve Paella siparişini veriyoruz. Paela sipariş veriyoruz. Paele'yı ben kendimce tarif edeyim, domatesli pilavın biraz baharat ve deniz mahsulleriyle karışımı.. Oldu size 15 EUR. 

Çok geçmeden Tiyatronun önündeyiz, biletlerimizi internetten satın aldığımız için Ticket Box'a gidip asılların alıyor ve içeri giriyoruz. Tiyatro geçen senelerden birinde yandığı için yenilenmiş aslına sadık kalarak. Kırmızı koltuklara gömülüyoruz. En ucuz bileti aldığım için sahne görüşümüz yokmuş! Londra'da hiç değilse ayakta da olsak sahneyi görmüştük. Yine de müzikleri dinlemek çok iyi geldi. Molada yanımdaki beyfendi bana dönerek ispanyolca konuştu ve ispanyolca konuşamadığımı görünce çok şaşırdı:) Söylemem gerekiyor burada türkmen kızı olsam da Avrupa'da ya italyan ya da İspanyol diye düşünüyorlar. 11 gibi ruhumuz dinlenmiş olarak eve geri dönüyoruz.



30 Aralik: Barcelona'ya gitmeden önce okuduğum tüm bloglarda biletlerin önceden alınmasını tavsiye ediyorlardı. Park Guell biletimizi saat 14:00 için almıştık. Sabah geniş kahvaltıdan sonra Park Guell'e doğru yola koyuluyoruz. Bugün Barcelona metrosu ile tanışma günü. Barselona metrosu bir kaç hattan ve zonelardan oluşuyor. Bu kez t10 denilen 10'lu biletten alıyoruz. Metrodaki görevli yarı açık olan çantamı kapatmamı ve sıkı tutmamı öğütlüyor. Hırsızlık çok yaygınmış ama biz hiç denk gelmedik Allah'a şükür. Londra Metrosu da karışık ancak orada ziyaretçiler için çok yönlendirme var. Barselonada ise biraz kendi başınasınız Vallarca Metro durağından yürüyeceğiz. Bu arada offline Barselona haritasını indirmiştik. Şehirde belli noktalarda free wifi var. Vallarca'ya indiğimizde büyülü La Rambla ve çevresinin yerini kenar mahalle alıyor. Bazı binalar özenli bazıları ise oldukça sıradan...Park Guell için yönlendirmeler var ancak yine sora sora Bağdat bulunur ata sözünü tutarak insanlara soruyoruz. Bir kısa yoldan bahsediyorlar bir de görkemli girişi olan ana girişten. Bizde görkemli olanı tercih ediyoruz. Yol boyunca gördüğümüz Japon/Çinli turistleri takip ediyoruz. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra Park Güell'e varıyoruz. O da ne??? Bir masal dünyası canlanmış karşımızda duruyor. Park Guell ailesinin soyluluk göstergesi olarak yaptırılmış. Dün Casa Battlo bugün Park Guell, Gaudi'nin muhteşem dünyasını yansıtan iki güzel yerler. 
Parkın girişinde yarım saat arayla girişi sağlamak için sistem var. Yazın burayı düşünemiyorum kalabalıktan insan bayılır burada. Parkın içerisinde 2 saate yakın süre geçiriyoruz. Parkın diğer bölümü ise halka açık ancak buraya kadar gelipte Gaudi'nin dünyasına göz atmadan geri dönmek olmazmış. Bu kez maceracı ruhumuz ana girişten değil bize gelirken bahsettikleri kısa yoldan gitmemiz için sürükledi bizi. Hola 10 dakika sonra Vallarca metro istasyonuna vardık. Yol üzerinde ise hediyelik eşya satan dükkana uğradık. Burada magnetler 0.50 centten başlıyordu. Bolca hediyelik eşya alıp bu zorlu kısmıda bitirdik.



Park Guell'den sonra bugün yeni bir şey deneyeceğiz. Couch Surfing toplantısına gitmek üzere hazırlanıyoruz. Toplantı Barcelonatta'da. Tekrar metroya geçiyoruz. Barcelonatta'da inince önce yanlış yere geldiğimizi düşünüyoruz ancak biraz aramadan bara ulaşıyoruz. Tipik CouchSurfing toplantısı. Burada Meetup'la birleştiriyorlar genellikle. Couchsurfing ücretsiz konaklama imkanı veren portal Meetup ise şehirdeki yabancıları yabancılık çekmesinler diye bir araya getiren portal. Daha önce hiç bir toplantılarına yurtdışında katılmamıştım. İstanbul'da gidiyordum aslında. Çok iyi oldu bu kez. Yılbaşında da CouchSurfing toplantısına gitmeye karar veriyoruz. 


31 Aralık: Uzun bir gün olacağı için sabah yine geniş bir kahvaltı yapıyoruz bu arada markette baget ekmek keşfettik. Sandviçleri ton balıklı yapıyorum ve Mürsel sandviç hazırlama görevini bana bıraktı. Marketi, manavı, kafedeki Mikeeli tanıyoruz. Eşofmanla alışverişe çıkıyorum o kadar samimiyiz Barselonayla. Ögleden sonra Barcelona ara sokaklarinda dükkanlara giriyoruz. Ana caddelerin aksine ara sokaklarında çok özgün butikler bulmak mümkün. İkinci el mağazalarda yaygın. Vakit hızla geçiyor. Akşam yemeği için Couchsurfing toplantısının yapılacağı yerin yakınında bir yere gitmeye karar veriyoruz. Marina'da sakin sakin dolaşırken Semprevira'da karar kılıyoruz. Mekan o kadar çok kalabalık ki, bu kadar insan yanılmış olamaz deyip iöeri giriyoruz. Gerçekten yemekler hem güzeldi hem de porsiyon olarak çok büyüktü. Mürsel tabağını bitiremeyince lokanta sahibi gelip beğenip beğenmediğimizi sordu. Tabakların bizim için çok büyük olduğunu söyledik. İşini gerçekten çok seven biri belli. Yemekten sonra Juanita Lala'ya geçiyoruz. Frankfurtta geçirdiğim yılbaşından sonra havai fişek gösterisinden acayip soğumuştum. Barselona'da havai fişek gösterisi Plaza Espana'daki Font Magica'da oluyormuş ancak çok kalabalık olup dönüşte metro kalabalık oluyormuş. Seçimi Mürsele bırakmıştım o da dışarıda bütün gece dışarıda duracağımıza partiyi tercih ederim deyince ne yalan söyleyeyim sevindim. Frankfurt'taki yılbaşı anlayın ki ne kadar soğuttu beni...

Juanita Lala'da insanlar toplanmaya başlıyor, dün akşamdan tanıdık simalar görmeye başlıyoruz. Bu meetup /couchsurfing partileri oldukça pratik oluyor 3 günlük şehirde bile kendimizi şehre ait hissettirmeyi başarıyor. Saat 23:30 gibi havai fişek gösterisini izlemek üzere Marina tarafına geçiyoruz, partidekilerin çoğu içeride kalıyor, marina da küçük bir toplulukla sakince 24:00 olmasını bekliyoruz ve sonra havai fişekler görülmeye başlıyor. O kadar sakin bir yılbaşıydıki İspanyolların sakinliği eğlence tarzlarına da yansımış. Partide türk arkadaşla tanışıyoruz ingilizce neredensin diye sorulup İstanbul yanıtını duyunca gerçekten mi? diye duymak ayrı bir güzellik. Partiyi gece 3'te bırakıyoruz ve eve taksiyle dönüyoruz. Hoşgeldin 2016

01 Ocak: Yılın ilk günü için program yapmamıştım. Öğlene kadar uyuma molası veriyoruz. Güzel bir kahvaltıdan sonra dün akşam tanıştığımız türk arkadaşımızla ve onun faslı arkadaşıyla kahve içmeye gideceğiz. Daha 4 gün öncesine kadar tanımadığın bir şehre bu kadar çabuk adapte olmak çok güzel. Türk ve Faslı arkadaşla metro çıkışında buluşuyoruz. La Rambla üzerinden kaç gündür gitmeye niyetlenip gidemediğimiz Marina'ya kadar iniyoruz. Yol boyunca konuştuğumuz için etrafa çok dikkat edemiyoruz bu kez. Kendimi bir anda Kristof Colomb heykelinin önünde buluyorum. Biraz daha ilerleyince metroda aktarmalı gittiğimiz Barcelenotta çıkışının önünde buluyoruz. Aslında o kadar da uzak değilmiş. Faslı arkadaşımız bizi ünlü bir yere götüreceğini söylüyor ve Barcelenotta ara sokaklarına dalıyoruz bir ara kaybolduğumuza kanaat getiriyoruz ancak onun da kalbini kırmamak için ses etmiyoruz. Hatta Türk arkadaşımız bu böyle yapar; sizi bir yere götüreceğim der sonra dolaştırır dolaştırır sonra da bulamadım der; Bu konuşmalar yol boyunca devam etti karşılıklı olarak kültür farklarını konuşuyoruz; aynı anda da kendimizi restaurantın önünde bulduk ve burası inanılmaz bir şekilde harika. Salamanca... bizim kumkapı benzeri bir yer ve içeride duvarlar resimlerle süslenmiş. Yemekleri ise inanılmaz lezzetli. Favori balık mezelerinden söylüyorlar ve patatesli ahtopot nefisti. Bizi şaşırtan bir şey daha yapıyorlar hesabı bizimle paylaşmıyorlar! Ne de olsa hemşerimiz, çok teşekkür ediyoruz çok güzel bir akşam ve anı oluyor bizim için. Saat 10 gibi eve geri dönüyoruz.





02 Ocak: Bugün programda Montjuic var; Metroya vardığımızda Montjuic'e giden finikülerde bakım olduğunu bu nedenle otobüsle teleferiğe ulaşımın olacağını öğreniyoruz. Aslına Barselona'da iki tane teleferik hattı varmış bizim istediğimiz marinadan kalkandı ancak ona nasıl gidileceğini bir türlü net anlayamadı. Barselona'da yönergeler çok net değil bizde şansımıza ne çıkarsa diyoruz. Otobüsle MontJuic tepesine kadar ulaştık. Bugün hava nispeten biraz soğuk biraz da tepe olduğu için esiyor. Montjuic kalesini ziyaret için bilet alırken sesli kılavuzda alıyoruz. İyi ki de öyle yapıyoruz, rehberimiz hem kaleyi anlatıyor hem de Barselona ve İspanya tarihi hakkında bilgi veriyor bize, ve kale içerisinde gezerken kimsenin giremediği kilitli bölümlere bizi alıyor. Bundan dolayı Montjuic kalesi kesinlikle rehberle gezilmeli. Tepenin adı Yahudilerin yerleşim yeri olduğundan Montjuic diye adlandırılıyor. Gelirken binemediğimiz teleferiğe inişte biniyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra otobüse ilk bindiğimiz yere ulaşıyor ve kendimizi yine La Rambla'ya atıyoruz. Dün uğrayıp kapalı bulduğumuz La Boqueria'ya uğruyoruz. İstiklal'deki balık pazarının gelişkini olarak bir renk cümbüşü sunuyor. Meyve bardaklarını 1.50 €'dan başlayan fiyatlarla sunuyorlar. Ayak üstü yemek yiyebileceğiniz büfe tarzı lokantalar da var. Yine geç kaldığımız için ve yemekte de karar veremediğimiz için La Rambla'ya geri dönüyoruz. Bu kez ısrarım sonucu Pizza yiyoruz ve yediğim en güzel pizzalardan biriydi diyebilirim. Yemekten sonra ise yine couchsurfing Irish Pup'daki partisini katılıyoruz. Burada güzel vakit geçirdikten sonra yine evin yolunu tutuyoruz.

03 Ocak: Bugün program çok yoğun. Önce La Sagrada Familia  sonra da Picasso Museum. Her ikisi için Pazar günü ücretsiz giriş diye okumuştum özellikle ayın ilk Pazar günü tüm gün, diğer pazarlar ise saat 15:00'den sonra ücretsiz diye. O nedenle bu iki önemli yeri Pazar gününe bırakmıştık. La Sagrada'ya varınca buranın asla ücretsiz gününün olmadığını öğrendik işin kötüsü biletlerde sabah erken saatte bitmiş ve internetten sadece ertesi günden başlayarak bilet alabiliyormuşuz. O nedenle dışından bakmakla yetindik. Yalnız görsellerde çok haşmetli görünen bu yapının aslında mahalle arasına sıkışmış halini görünce şaşırdım. O geniş bahçeden çekilen görsel aslında tam konumunu yansıtmıyor ancak bir şehri simgeliyorsanız biraz makyaj normal diyoruz. Buraya yakın ayda bir kurulan ikinci el pazarı varmış ve her şey 1 EUR imiş. 

Zamora caddesi üzerinde. Sora sora burayı da buluyoruz daha doğrusu burası olduğuna inanmak istiyoruz. Bizdeki pazarlara çok benziyor ancak kendimize uygun bir şey bulamıyoruz. Çok geçmeden Picasso Müzesine geçiyoruz. 





Picasso Müzesine varınca ücretsiz bileti almamız söyleniyor. Biraz ilerideki bilet ofisinden. O da ne! bütün turistler müzenin Pazar günü ücretsiz olduğunu duymuş olmalılar, bilet kuyruğu 100 metre en az. İstemeye de olsa kuyruğa giriyoruz. Kuyrukta ilerlerken flamenco gösterisi ilanını görüyorum. Sadece 25 € Mürsel daha önce flamenco izlediği için tekrar izlemek istemiyor ben de buraya kadar gelmişken izlemeden dönmek istemiyorum benim için çok iyi bir fırsat oluyor. İlk seans 6'da ve 1 saatten biraz fazla sürüyormuş. Çok uygun. Müzeden sonrası için aklımda tutuyorum. Picasso Müzesinde de sesli kılavuz alıyoruz. Picasso'nun erken ve olgunluk dönemi eserlerini inceliyoruz. Çok daha muhteşem müzeler gezmiştim ancak hayatta bir kez yapılacak gezilerden olduğu için önemli. 6'ya 10 kala
Flamenco gösterisi için mekana gidiyorum. Mekan eski bir binanın avlusu gibi bir yere konumlanmış oldukça güzel ve sıcak bir atmosfere sahip. 1 saatlik göz ve kulak ziyafetinden sonra beynim tamamen dinlenmiş ve karnım aç bir halde Mürselle buluşuyorum. Yemek için onun seçtiği bir yere gidiyoruz ve minik tapaslardan kendime bir menü yapıyorum. Barselona'daki son akşam yemeğimiz. Gece 9 gibi eve dönüyoruz. 

04 Ocak: Sabah valizleri hazırlıyoruz, uçuşumuz akşam olduğu için boşluk kalan bir iki saati ayrı ayrı değerlendiriyoz. Ben La Rambla'nın paralelindeki sokakta Christmaz Pazarını buluyorum. Burada kendime çok güzel bir cüzdan alıyorum. Nihayet içime sinen bir hediye buldum. Çok mutluyum. Eve dönüp valizi alıp AeroBus durağına gidiyorum. Dönüşte AeroBus El corte ingles plaça Catalunya dan alıyormuş son ana kadar girebildiğim tüm mağazalara bakıyorum ve bugün Barselona'da hava biraz soğuk ve puslu ve ayrıldığım için biraz soğukta geliyor. Havalimanına 3 gibi varıyorum. Elveda Barselona biz sende çok güzel vakit geçirdik, bizi çok güzel ağırladın ve hoş bulduk İstanbul her dönüşümde biraz daha sevdiğimi fark ediyorum İstanbul'u