Sayfalar

30 Ağustos 2021 Pazartesi

Harrogate'e gidiyorum. 13 Ağustos 2021

Harrogate gidiyorum. 13 Ağustos 2021

Hayat sizi bir yere davet ediyorsa vereceği hediyeler vardır. 

Edinburgh gezimizde bize katılan sevgili Tanya Londra'ya taşınacağımı duyunca o zaman düğünüme davetlisin demişti. Önce Temmuz ayında olacak dedi sonra Covid kısıtlamalarından dolayı Ağustos ayına kaldı bu kez de düğün için ancak Cuma gününe yer bulunca bana da 3 günlük Harrogate gezisi için fırsat çıktı.

Ulaşım: Londra'dan Harrogate'e otobüs ve tren var, tren biletini 10 Temmuzda Trainline'dan aldım. Gidiş dönüş 55 Pounda mal oldu, son dakikaya kalırsa biletler oldukça pahalanıyor, o yüzden bileti önceden almak her zaman için avantajlı oluyor. Harrogate'e direkt tren olmadığı için giderken Leeds aktarmalı, dönerken York aktarmalı almışım bileti. Umarım zamanında aktarma yapabilirim.


Giyim: Bu benim ilk ingiliz düğünüm olduğu için giysi konusunda çok kararsız kaldım. İngiliz düğünlerinde sadece gelin beyaz giyiyormuş, davetliler beyaz haricinde renk seçebilirlermiş. Londra'ya bir valizle geldiğim için yanımda sadece bir adet gece kıyafeti vardı ve ayakkabım yoktu. Son haftalarda başta Txmax olmak üzere, Primark, Westfield ve Wembley'de gezmediğim dükkan kalmadı. Londra'da her bütçeye göre gece kıyafeti var, İngiliz kadınlarının giyim zevkini beğeniyorum. Güzel bir elbise ve şapkayla piknikte bile zarif olmayı başarıyorlar, kendileri giyindikleri gibi kızlarını da çok güzel giyindiriyorlar.


13 Ağustos Cuma. Trenim Londra King Cross istasyonundan kalkıyor, her yere geç kalma huyum olduğundan ve bundan dolayı artık kendim bile mutsuz olduğumdan bu kez erkenden istasyona varıyorum. 2 saatlik güzel bir yolculuktan sonra Harrogate trenine geçiyorum. Oldukça kolaymış.


Harrogate tren istasyonuna varınca başka bir dünyaya vardığımı hissediyorum. Kim tren istasyonunu çiçeklerle bezer ki? Harrogate hakkında şu ana kadar duyduklarım güzel, yeşilliklerle dolu ve varlıklı insanların yaşadığı bir yer olduğu. Tanya'nın babası istasyondan beni almaya gelecek. İstasyondan indiğim gibi sıcak bir karşılama beni bekliyor, araçla alınıp düğün evine geliyoruz. 3 katlı merkezi yerde çok güzel bir evde düğün telaşında bir grup güzel kadınla karşılaşıyorum. Hemen gelin makyajına dahil oluyorum. En son ne zaman yüzüme makyaj yaptırdım hatırlamıyorum o kadar iyi geldi ki karantina, covid, maske derken hayatın güzelliklerini unutmuşuz.


Saat 3 gibi nikahın, düğün yemeğinin ve dansın yapılacağı Ripley Castle'e geçiyoruz. Şato 1650li yıllarda yapılmış, görkemli bir yeşilliğin ortasında geyiklerin dolandığı mini bir akarsunun önünden geçtiği rüya gibi yerde. Gözümün alabildiğince yeşil, her şeyi kameraya almak istiyorum ama gözümün gördüğüyle kameraya sığan kesinlikle aynı değil! O güzellik kameraya sığmıyor.

Tanya ingiliz düğünün sırası olduğunu, ortadan dalmanın mümkün olmadığını anlatmıştı. Önce nikah, sonra kokteyl, sonra yemek, sonra konuşmalar, sonra akşam davetlilerinin varması ve nihayet dans. Uzun bir gün olacak!

Ripley Castle bahcesi

Nikahın kıyıldığı kütüphane

Düğün Pastası

Ripley Castle Salonu
Saat 3:15 gibi Şato'nun kütüphanesinde sandalyelerimizi alıyoruz, duvarda resimler ve eski kitaplar Jane Austen romanlarındaki gibi bir ortamda sanki bir film sahnesinde yer alıyoruz. Kendime sürekli bunun gerçek olduğunu hatırlatıyorum. Damat sağdıçı ile birlikte bir o yana bir bu yana yürüyüp gelini bekliyor, gelin babasının kolunda salona giriyor, çiçek kızlarla ve nedimeleriyle birlikte. Nikah törenini yöneten kadın uzun bir konuşma yapıyor, sürekli ayağa kalkmaya davet ediyor bizi. Karı koca ilan edildikten sonra Ripley Castle bahçesine çıkıyoruz ve kokteyl başlıyor. Tanya sağolsun bütün misafirlere tembih etmiş beni hiç yalnız bırakmıyorlar. Kokteylden sonra 5 gibi akşam yemeği başlıyor. Oturma düzeni, kartvizitler her şey mükemmel şekilde düzenlenmiş ve hayatımın en lezzetli düğün yemeğini ve chesecake'i tadıyorum, her şey o kadar boldu ki ancak dans edersem yediklerimi yakabileceğimi düşündüm. Yemek sonrasında damat, sağdıçı ve gelinin abisi birer konuşma yaptı, büyülenerek izledim. Saat 8 gibi akşam davetlileri gelmeye başladı ve dans salonuna geçtik, o kadar keyifli ki muhtemelen yüzyıllar önce de aynı rutini izliyorlardı, yemek ardından dans. Gece 2 de eve döndük.



Harrogate Walktour
        





Royal Bath


14 Ağustos Cumartesi:

Sabah kahvaltıyla birlikte kendimizi dışarı attık. Ev sahibemiz bana katılmaya karar verdi ve uzun bir yürüyüş başladı. Harrogate'i gündüz gözüyle ve yürüyerek keşfe çıktık. Sakin ve yemyeşil bir yer, Harrogate council oldukça aktif ve yeşilin korunmasına önem veriyorlarmış. Yolumuzun üzerinde antika dükkanını görüyorum, o kadar ilgi çekici ki biraz sonra kendimizi içeride buluyoruz.


Harrogate Memorial

Yürüye yürüye Savaşa anıtının önüne geliyoruz, karşısında ise insanların sıra beklediği Bettys Cafe restaurantı var. Gözüme free walking tour tabelası çarpıyor ve hemen fotoğrafını çekiyorum, Blue's Pub'un önünden geçerken akşam live müzik olduğunu görüyorum ve hemen akşamda gelmek üzere sözleşiyoruz. Harrogate; sülfürden zengin olan suyuyla, Türk hamamıyla ünlü. Çeşmenin başında yüzümü suyla yıkıyorum. Su her yerde şifadır, çeşmenin hemen yanında Valley Park var, her yerin yemyeşil olduğu yetmezmiş gibi bir de çok büyük çiçeklerle bezenmiş orman gibi parkları var. İçinde Japon bahçesi ve dilek kutusu var, ara ara yağmur yağsa da parkın keyfini çıkarıyoruz.

Royal Baths

Antika dükkanı


Akşam yemeği için eve dönüyoruz, evde herşey olduğu için ezogelin çorbası yapmaya karar veriyorum. Oldukça başarılı, saat 9 gibi Blues cafeye geçiyoruz, samimi sıcak bir ortam, ancak küçük bir alan. Burada 70 yaşında da insanları pup da dans ederken görebiliyorsunuz ve çok hoş oluyor, dansın ve müziğin yaşının hiç bir zaman geçmediği bir yerdeyiz ve burası tam benlik!

1 saat kadar müzik dinledikten sonra eve geçiyoruz, bugün de mutlulukla bitti.

Harrogate Kükürtlü su çesmesi


15 Ağustos Pazar: Kahvaltıdan sonra dün gördüğüm free walking tour'a kaydımı yapıyorum. 13:30 da ki tura yine son anda yetişiyorum, hemen hemen dün gezdiğimiz yerleri geziyoruz 1.5 saat kadar. Sonrasında ev sahibimizle meşhur Bettys de buluşup kahve ve keklerinden tadıyoruz. Sakin ve huzur dolu, sokaktan geçerken insanların adınızla seslenip durdurduğu samimi bir yer, genellikle emeklilerin yaşadığı yermiş bilmiyorum emekli olursam gelip yaşar mıyım ama tekrar gelmek için güzel sebeplerimin olacağından eminim.

Valley Garden


Valley Garden Harrogate


Hayat sizi bir yere davet ediyorsa vereceği hediyeler vardır diye başlamıştım, ben hediyelerimi topladım, bir sürü güzel insanla tanışıp, yeni yerler keşfedip, evime yani Londra'ya dönüş yolcuğumda bloğumu tamamlıyorum. Londra'ya dönerken evime dönüyorum hissi çok güzel ben olmuşum burada demektir.

“Hiç kimse kendisi için gizlenen müjde ve mutluluğu bilemez” deyip burada bırakıyorum. Daha nice mutluluk ve güzelliklere kavuşmak dileğiyle

26 Aralık 2020 Cumartesi

Londra'da Yılbası 2021

 25 Aralık 2020

Bu bloğu 2011 yılından itibaren yurtdışı gezilerim için ve özellikle yılbaşı gezilerim için yazıyorum. Bu sene yılbaşına Londra'da girmeye karar verdim. Covid'di Brexit'ti. Ankara Antlaşmasının sonu geldiydi derken harala gürele kendimi Londra'ya attım. Bugün izolasyonumun 7.günü. 3 gün sonra sokaklara çıkıp yılbaşı süslerinden biraz fotoğraf paylaşmayı düşünüyorum.

Her yılbaşı özel, hayatımızda yeni bir sayfa açıyoruz. Acısıyla tatlısıyla anılar yerlerini geçen senedeki yerlerine bırakıyorlar. Bu sene kutlama olmayacak büyük bir ihtimalle. Ama ilerideki senelerde bir anı kalsın diye Yılbaşı 2021 olarak sayfayı açtım. Bakalım yılbaşına 6 gün var. Ne demişler her günü mucize niyetiyle yaşarsan, bir gün o mucize gerçek olabilir. Belki 2020 gitmeden bize güzel bir sürpriz yapar ve Corona aramızdan ayrılır. 

Şu an Londra Tier-4 bölgesi, Londra'ya dışarıdan giremiyorsun, girdiysen benim gibi artık çıkamıyorsun. Şöyle bir durum var çok şükür, haberlere bakmazsak hayat normal akıyor burada. İnternet, sıcak kalorifer kahve ve yiyecek olduktan sonra sağlıkla beklemek keyifli. Tam 1 senemiz böyle geçti. 

31 Aralık: Bu yılbaşı benim için ve bütün herkes için özel bir yılbaşı oldu. Yurtdışındayım. geleneksel yurtdışı 








5 Şubat 2020 Çarşamba

Maskat Umman'a gidiyorum...Maskat'da Yılbaşı 2020




12 Aralık 2019 Maskat'a gidiyorum.
Hayatın size ne zaman göz kırpacağını bilemezsiniz. Gerçekten de öyle oldu. Hiç aklımda yokken Maskat'a yeni yılı geçirmek üzere gidiyorum. Ağustos ayında Maskat'tan bir müşterim gelmişti, Katar'da ilerletemediğim işlerimi Maskat'ta bir kez daha denemek üzere yola çıkıyorum. Hem turistik hem ticari gezi olacak. Bu kez Ummanlı arkadaşım Zahran bana yardımcı olacak. Ön araştırmalarıma göre Umman, en yumuşak kalpli insanların yaşadığı yer, bir de çok güzel güzelliklerle doluymuş. Çocukluğumuzun denizcisi maceraperesti Sinbad'ın ülkesiymiş. Bu zamana kadar varlığını benden nasıl gizledi hayret ediyorum. Gitmek için sabırsızlanıyorum.

Her zamanki gibi önce maliyetler.
Uçak bileti: 1537 TL Pegasustan Eylül ayında aldım
Airbnb Guesthouse: 343 USD 9 gece konaklama
Vize ücreti: 300 tl gibi olmalı ama onu ben yaptırmadım. Zahran benim için vize çıkartacak.
Kültürel Harcamalar:
Opera binasında yılbaşı konseri : 3 Omr

Umman'la ilgili şu ana kadar duyduğum tek dikkat etmem gereken konu dirhemi aşırı pahalı. 1 Omr neredeyse 2.60 USD! Pound'dan bile pahalı. O yüzden harcamalarımı çok dikkatli yapmalıyım. Toplu taşıma da yok denecek kadar azmış.


29 Aralık 2019:

Maskat biletimi Eylül ayında almıştım. Gelmez gibi gözüken uçuş günü geldi. Gece uçacağım. Sabah beni alandan Zahran almaya gelecek. İstanbul'da iki kez onu ben misafir ettim, şimdi sıra onda. 4 saatlik bir uçuşun ardından Maskat havalimanına iniyorum. Hiç bilmediğim ülkeye misafir oluyorum. Bagaj alımından sonra çıkış kapısına ilerliyorum. İstanbul'da kot tshirt'le gördüğüm Zahran bu kez elbiseyle karşılamaya gelmiş beni. Yüzümde bir gülümseme selamlaşıyoruz. Burada tokalaşmakla yetiniyoruz, ne de olsa Sultanate. Guest House'e girmek için sabah olmasını beklemek istiyorum, şehir de biraz turluyoruz. Daha sonra yakından ziyaret edeceğimiz bir sürü yere gezdiriyor. Love Street tek aklımda kalan yer oluyor. Sonra beni guest house'a bırakıyor. Dün Guest House'e gelip herşeyi ayarlamış, odam boş olduğu için erken girişe izin vermişler. Şaşırıyorum. Gece sessizliğinde Guest House içinde ilerliyoruz. İki kat çıkıp NIZWA isimli odaya giriyorum. Tesadüf bu ya Zahran'ın kendi şehrinin adı Nizwa. Bavulları açıp hemen uyumaya dalıyorum. Yeni maceralara merhaba.

Kaldığım Guest House gerçekten çok şirin ve sahile yakın. Uyanınca keşfe çıkıyorum. Yakında
Family Mart Alışveriş Dükkanı
mini bir market var. Zaten bir tek o var yakında temel şeyleri alabileceğimiz. Family Mart, nedense bana Walmart'ı anımsatıyor. Sokak sakin, bir iki minik dükkan var ve toplu ulaşım yok gibi bir şey. O nedenle yürüme mesafesindeki her yer çok kıymetli.








Bugünkü programımızda sadece Toastmaster toplantısı var.
Morison Muscat Toastmaster
Bütün gün dinlendikten sonra Zahran beni City Center alışveriş merkezine getiriyor. Yolda 18 Kasım Caddesini görüyorum ve şaşırıyorum. 18 Kasım benim için çok özel bir tarih, sevgili yeğenim Murat'ın doğum günü. Meğer Sultan Qaboos'un da doğum günüymüş! Bu tarih sultanlara özel sanıyorum.  Bizim için de Murat Sultan! Doğum gününün anısına en önemli caddelerden birine ismini vermiş. O an kızkardeşimle gurur duyuyorum. Sultan doğurmuş:)  City Center'de Lulu Hipermarkette gözüme mini bir laptop kestiriyorum. Daha sonra almak için aklımın köşesine not ediyorum. Sonrasında Toastmaster için toplantıya geliyoruz.
Artık gittiğim her yeni ülke de öncelikle toastmaster klübünün gününü öğrenmek benim için vazgeçilmezlerimden.
Morison Muscat Toastmaster’i ziyaret ediyoruz. Yeni bir şehirde hemen yerel insanlarla karşılaşmak için Toastmaster kesinlikle harika. Hemen size kucaklıyorlar ve hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Sene sonunun son toastmaster’ı olduğu için ayrıca kutlamak pastası ve doğum günü vardı. 9’a kadar vakit geçirdikten sonra tekrar gelmek üzere söz verip guesthouse’a doğru yola koyuluyoruz. Guesthouse ta güzel bir teras var. Mats ile tanışıyorum sonradan çok iyi arkadaş olacağımız…











30 Aralık 2019 : Mutrah Çarşı ve Sultan Qaboos Sarayı

Mutrah Çarşı
Bugün öğleden sonra Zahran almaya geliyor. Burada toplu taşıma olmadığı için Zahran olmadan bir yere gitmeyi düşünemiyorum bile. O gelene kadar Guest House terasında vakit geçiriyorum. Dışarı çıkıyorum. Sahile iniyorum. Muhteşem kokulu denize gittikçe alışıyorum. Minik minik sandallar var balık ağları... Zahran Mutrah Çarşıya gideceğimizi söylüyor. Mutrah Çarşı bizim kapalı çarşı, tahtakale arası geleneksel dükkanların olduğu turistlere yönelik çarşı. Hediyelik eşyalar ve kuyumcularla dolu. Ayrıca Hançer Umman'da köklü bir silah. Çeşit çeşit hançer var.
Mutrah Çarşı'da vakit geçirdikten sonra yemek yemek için bir yer seçiyoruz. Yemeklerden ziyade manzara muhteşemdi. İleride demirlemiş bir yolcu gemisi vardı ve müzik sesi geliyordu. Biraz deniz kıyısında yürüyoruz. Göl gibi deniz sever misiniz? Denizi o kadar durgun ki, böyle sanki bir sevgi okyanusu ve içinde güvenle yüzebilirsiniz size o duyguyu veriyor. Arabaya biniyoruz başka bir güzellikle karşılaşıyorum. Sultan Qaboos Sarayı... Bahçesine bu kadar yaklaşılabilen tek saraymış Sultan Qaboos'un...




31 Aralık 2019 Salı:

2012 yılından beri gelenek haline gelen yılbaşını yurtdışında kutlama serime bu sene Maskat'da devam ediyorum. Şu ana kadar iki kez Londra, Barselona, Frankfurt olmak üzere 5.kez yurtdışında yılbaşına gireceğim. Maskat'da yılbaşı resmi olarak kutlanmıyor bu nedenle meydanlarda havai fişek gösterisi olmayacak. Ancak Maskat Opera House'da Vienna Klasik Müzik Korosunun performansı var. Biletimizi öncesinden aldırmıştım. 3 Oman Riyal'inden başlıyor. Zahran sonra öndeki biletle değiştirmiş. Benim için önemli olan o atmosferde bulunmak. Geçen sene yılbaşına çok kötü bir şekilde girdiğim için bu sene Maskat benim için yeniden doğuş anlamına geldiği için çok kıymetli. Hayat bu son bulduğu anda bir bakarsın başka kapılar açılmış. Geçen sene Maskat'ın yerini bilmezken bu sene yılbaşı akşamı için hazırlanmak...

Guest House'a yakın sahil 
Maskat'ta bütün programı Zahran yaptığı için akşama kadar serbest zaman... Kaldığım guest house'ta ortak alan teras tek başına bile çok keyifli.

Yılbaşı akşamını beklerken
Ayrıca sahile çok yakın olduğu için arada deniz havası ve yürüyüş yapmak için çok keyifli bir yer. Bu denizin değişik bir kokusu var, böyle yasemin kokusu gibi. Zaten tüm Maskat'ta artık kullandıkları buhurdan mıdır esen çiçek kokulu denizden gelen rüzgarımıdır bir sakinlik var. Sokaklarda insanları sakin sakin süzülürken görmek çok güzel.

Konser saat 7'de başlayacak. Zahran'ı beklerken içim geçiyor, opera binasına yetişiyoruz neredeyse yetişemeyecektik.
İçerisi oldukça kalabalıktı, Sultan Qaboos Opera binasını yaptırmış, ince zevkleri varmış. Sultan Qaboos'un değişik bir hayatı olmuş, Sultan olmuş ama hiç çocuğu olmamış bir de eşiyle sorunları olmuş anlayacağınız Sultan'da olsanız, Karun'da evde ki eşle huzur paha biçilemez. Konser iki perdeydi... Arada çok şık insanlar gördüm. Üstelik bazı Umman'lı kadınlar hicab içinde değillerdi. Oldukça şık gece kıyafeti giymişlerdi. Zahran'da Sinbad bağlama stili yaptı bu geceye özel. Ve daha da güzeli bugüne kadar burada hiç bir gösteriye gelmemiş. Kendi memleketinde bir ilk yaşadı. Konser Avrupa'lılara özgü komikliklerle doluydu. Hem güldük hem klasik müzikle kulağımız şenlendi. 9 gibi Opera binasından ayrıldık.

Yılbaşı yemeği için Burger'i meşhur olan bir yere gittik. Yılbaşı kutlaması olmadığı için sakin şekilde yedikten sonra kısa bir yürüyüş yapıp Guest House'a beni bıraktı.


Guest House'a geldiğimde ne göreyim asıl parti buradaymış. Mangal yapılmış herkes kop kop modunda. Hemen dansa katılıyorum. Guest House'da Çinli, Hintli ve sonrasında kanki olduğumuz Daniel ve Matt'le geceyi yarılayana kadar eğleniyoruz. İşte bu hiç ummadığım bir şeydi o kadar sakinlikten sonra parti...














Nizwa: 03 Şubat 2020

Awlad Naseer Omani Halwa Factory
Bugün Nizwa'ya yani Zahran'ın doğup büyüdüğü şehre gidiyoruz. Nizwa, Muscat'tan 150 km uzakta iç kesim doğru. Bugün Cuma olduğu için Cuma saati her yer kapalı olacakmış. Sabahleyin erkenden yola çıkıyoruz. Yol boyunca irili ufaklı yerleşim yerleri görüyorum. Şehre veya denize o kadar uzaklar ki, kim yaşar buralarda ne yaparlar, nasıl geçinirler diye düşünüyorum. Öğlen saatine yakın Nizwa Souq'a varıyoruz. Hava güzel, 26 derece. Ortalık güneşli. Nizwa Souq eski bir çarşı. Hediyelik eşyalardan, helva ya kadar çeşitli otantik dükkanlardan oluşuyor. Bir avlu etrafında hem açık hem kapalı çarşı. Kapalı çarşının bir kısmı artık iş yapmadığı için kapalı. Zahran'ın aile dükkanı olan helva satış dükkanına uğruyoruz. Dediğine göre babasının büyükbabası helva fabrikasını kurmuş ve o günden beri 100 yılı aşkındır helva yapıyormuş ailesi, ve öncesinde saraya da özel helva yapıyorlarmış. Helva bir kasesi 1 Omr. yani 15 Tl. Tadı güzel ancak ben halen yoğun safran kokusuna alışamadım. Damak tadının alışması için zaman gerekiyor.


Nizwa Fort
Nizwa Souq
Nizwa Çarşının hemen yanı başında Nizwa Fort var. Kaleye fort diyorlar. İspanyollar zamanından kalmış. Kalenin içerisinde Cuma öncesinde yerel bir ekip folklor gösterisi yapıyor. 5 dakika dinlenirken gösteriyi izliyorum. Daha önce Doha'da da görmüştüm. Uzun elbiseli erkekler. Para vermek istiyorum, Zahran hayır diyor, onlar para alıyorlar zaten. Fort içerisinde mini müzesiyle, zindanıyla, avlusuyla aşina geliyor. Merdivenlerden çıkmadan önce Türkiye yönünü soruyorum. Zirveye çıkınca gözümü uzaklara güzel ülkeme çeviriyorum. Bu kadar gezmenin sonunda anlıyorum ki vatan bambaşka.
Cuma namazı için Zahran camiye gidiyor, kadınlar bölümü olmadığı için bahçeye geçiyorum. O da ne! minderler. Millet uzanmış, hemen ben de yanlarına kıvrılıyorum. 1 saat şekerleme sonrası Zahran beni alıyor ve Misfah Al Hamra'ya doğru yola çıkıyoruz. Misfah, Nizwa'ya 5 km, tepe üzerine kurulu bir köy. Bir noktadan sonra araç çıkmıyor. Bizi araçla almaya Abdullah bey geliyor. Abdullah bey, Misfah'ın eskileriden, aile evini müzeye çevirmişler ve bir restaurantları var. Öğlen yemeğe davetliyiz. Önce köye kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Vadi palmiye ağaçlarıyla kaplı. Çorak arazide yeşille kaplı güzel bir alan. Köyde köyün ileri gelenlerinin toplandığı ancak şu anda metruk olan binayı gösteriyor.




Misfah Vaha
Misfah Vadi
Yemekten sonra Al Hutta mağarasına gitmek için vakit kalmıyor. Çünkü 5'te kapanıyormuş. Her yeri aynı günde görmek gibi bir arzumuz yok, önemli olan bir anda ne kadar yer gördüğümüz değil, ne kadar güzel vakit geçirdiğimiz ve ben Nizwa'yı çok seviyorum. Hani bazen olur ya bir insanla tanışırsınız ve onu zaten hep tanıdığınızı düşünürsünüz, Nizwa'da benim için onun gibi sanki çocukluğum orada geçmiş ve ben seneler sonra orayı ziyarete gelmişim. Öylesine sıcak bir karşılama, karşılaşma.
i
Misfah müze evi


Muscat fotoğraflarımdan oluşan Slayt_gösterimi de izleyebilirsiniz.


12 Aralık 2019 Perşembe

Londraya gidiyorum 2019

Londra Volume 5



İlk Londra seyahatimi 2011 yılında yapmıştım. O zamandan beri Londra'ya her 3 yılda bir düzenli aralıklarla gider oldum. Sanki kendi uzaktaki evim, ara ara özlediğim ve görmeye gittiğim.Allah'a çok şükürler olsun bir sürü ülke ve şehir gezmek nasip oldu ancak hiç birine tekrar gitmek için özlem duymadım. Ama Londra öyle mi ya!

Hatta 2016 yılında Nisan ayında kız arkadaşlarımla doğum günümü kutlamak için gitmiştim o seyahatimi yazmadım. Ama bu sene yaptığımız seyahat benim için çok özel, o nedenle burada yerini alıyor.

Ağustos ayında Londra'ya gitme fikrimi ortaya attığımda kız kardeşim, sevgili yeğenimi de götürmemi söyledi. O da yaz başında yaz okuluna gitmişti ve tekrar gitmek için gün sayıyordu. Tarihleri onun doğum gününe uyacak şekilde uyarladık. Hatta o kadar ki okul tatiline bile denk geldi.

Önce maliyetler:
Ucak bileti Pegasus: 1096 TL
Airbnb tüm ev konaklama kişi başı: 2176 TL Bir önce gittiğimizde kaldığımız Pollyanna'nın evinde kaldık.
Vize: 724 TL (Aracı kurumlar ayrıca 700 TL istiyor, ben online kendim dolduruyorum artık. Bununla ilgili aşamaları buradan okuyabilirsiniz)
Seyahat sigorta: 54 TL

Kültürel harcamalar:
London eye+sea world+river cruise turu: 350 TL
Sehrazat Müzikali: 260 TL


15 Kasım Cuma:

Sabah erken saatte Sabiha Gökçen havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Öğlen gibi Londra'daki evimize varmayı planlıyorum. Evimiz diyorum çünkü ben daha önce aynı evde kalmıştım. Kızkardeşim ÜmmüGülsüm'ün Londra'ya ilk seyahati. Murat ise yaz okulu için Londra'daydı ve hali hazırda çok sevmişti. 3 saatlik farkla sabah 9:30 da Standsted havalimanına iniyoruz. Korktuğumun aksine güzel bir hava var. Heyecanlıyız. Tren mi otobüs mü derken kararsız kalmıştım varsın 1 saatlik otobüs yolculuğu olsun. Etrafı seyrederek gitmeye karar verdik.



Victoria Otobüs istasyonunda
Victoria Otobüs İstasyonu
Express Mark Spencer'e girdik alışveriş yapmak için. O da ne? Tüm kasalar kalkmış, sadece self kasalar hizmet ediyor. Dil bilmesek, yol bilmesek aç kalıcaz:)) ilk şoku atlattıktan sonra underground'a geçiyoruz. Evimiz Tooting Broadway'de. İki aktarmayla gidiliyor.

Ev sahibimiz anahtarı saksının içine bırakmıştı. Elimle koymuş gibi anahtarı alıp eve girdik, daha önce airbnb'de kaldığım için bana normal gelen bu hareket sanırım kızkardeşimi şoka soktu. Hiç bilmediği bir ülkede hiç bilmediği bir eve girip dolaşmaya başlayınca hafif bir güvenlik krizine girdi. Ama bize hiç bir şey demedi. Ben mi nereden anladım? Biraz dinleneyim diye saat 4'te girdiği yataktan akşam yemeği dahil çıkmamasından. İlk gün herkes için zordur ben de ilk gittiğim yerde ilk gün valizi açmam bile, alışmak için kendime zaman veririm. Sanıyorum konfor alanından çıkmakla alakalı bir şey bu.
Ümmügülsüm uyurken biz de Murat'la yerel markete gidiyoruz, kahvaltılık ve akşam yemeği için bir şeyler alıyoruz. Elimizde market poşetleriyle bizi sokakta gören imkanı yok yabancı olduğumuzu daha ülkeye bir iki saat önce giriş yaptığımızı anlayamaz. Öylesine iyice araziye uyum sağlıyoruz.

16 Kasım Cumartesi:

16 saat kesintisiz uyuyan sevgili kardeşim sabah erkenden uyanıp kahvaltıyı hazırlamaya başlamış bile. Evde kahvaltımızı yapıp ve sandviçlerimizi  hazırlayıp yola çıkıyoruz.

Bugün Buckingham Palace Changing Guard seromonisini izleyeceğiz. 11'e kadar Saray'da olmalıyız. Hani şu Megan Markle'nin genç kızken gelip demirinde poz verdiği ve sonra aynı saraya gelin gittiği yer.
Şansımıza bugün asker değişimi yokmuş. Sarayın bahçesinde bol bol fotoğraf çekinmekle yetiniyoruz. Pazartesi günü Murat'ın doğum günü ve o günü tamamen onun istediğine bıraktık. Hard Rock cafe'yi istedi. Pazartesi günü için rezervasyon yaptırmak üzere Sarayın bahçesinden ilerliyoruz. Hava şansımıza bugün de çok güzel.

Bugün Cumartesi olduğu için Nothing Hill'de

ikinci el pazarı var. Pazartesi akşamı için Hard Rock cafeye rezervasyon yaptırıp, underground'a geçiyoruz. Nothing Hill her zamanki gibi bazı şeylerin değişmediğini görmek güzel. Sağlı sollu hediyelik, otantik malzemelerle dolu. Plaklar, posterler meraklısı için şahane bir yer. Tabi ki NothingHill filminin çekildiği kitapçıyı es geçmiyoruz. Murat fotoğraf çekmekten hoşlanmıyor ama buranın cazibesine o da hayır diyemiyor. Bu pazara çilekli çukolatalı waffle yerim diye gelmiştim. Tüm waffle'cılar gitmiş. Çok üzüldüm. Evde hazırladığımız sandviçleri yiyip, merkeze geri geliyoruz.


China Town'un sokaklarını arşınlıyoruz. Gitmeden Ekşi sözlükten bir arkadaş ChinaTown'da bir yer öneriyor. Gözlerim onu ararken sokakları dolaşıyoruz. İllaki çok güzeldir ama alışkın olmadığımız için ne yiyebileceğimize karar veriyoruz ne de süpermarketinden bir
şey alabiliyoruz. Sadece çubuk alıyoruz. Canlı müziğin olduğu Irish Pub'a gidiyoruz ama o da ne bu akşam canlı müzik yokmuş. Biz de evimize dönmeye karar veriyoruz.


17 Kasım Pazar:
Bugün herkesin kendi programı var. Murat daha önce İngiltereye yerleşmiş Dursun abisiyle buluşup bilgisayar oyunu almak için Westfield's gidiyor. Ben de İstanbul'da iken hizmet vermeye başladığım Mr Dave ile iş görüşmesi yapacağım. Ümmügülsüm ise Müze gezmeye gidecek. Akşam üzeri buluşup müzikale gideceğiz. Biletleri İstanbul'dayken almıştık. Bir şehri ziyaret etmeden önce yapılabilecek en güzel şeylerden biri şehirdeki aktivitelere öncesinden bilet alıp katılmak. En sona bıraktığınızda ya karar veremiyorsunuz, ya son dakika biletleri pahalı oluyor ya da bilet kalmıyor. Ama böyle elinizde biletle kendinizi o şehre ait hissediyorsunuz.
Saat 13:00'de Mr Dave ve eşiyle buluşmak üzere Covent Garden Hotel'e varıyorum. Her zamanki alışkanlığımla randevüme geç kalıyorum ama onlarda uzaktan geldiler. Otelden içeri girdiğimde gerçekten 2015 yılından beri verdiğim emeklerin meyvesini o an aldığımı hissediyorum. En nihayetine kendi işimi yapmaya karar verdikten 4 yıl sonra Londra'da şık bir otelin kafesinde müşterimle buluşmaya gidiyorum. Bu deneyimi yaşatan ve bu imkanları olduran Rabbme şükürler olsun deyip içeri giriyom. Mr Dave'in eşi türk, o yüzden türklere aşina. Güzel ve samimi bir sohbet geçiyor aramızda bu arada kardeşim en yakın müzeyi gezmek üzere bizi yalnız bırakıyor.
Saat 4 gibi toplantımız sonra eriyor. Kızkardeşime katılmak üzere National Portrait Müzesinin önüne yürüyorum. İngiltere pahalı bir yer olmasına rağmen bir kez şehre adımınızı attınız mı vakit geçirebileceğiniz ücretsiz müzeleri ve parklarıyla sizi kucaklıyor.
Müzikal'den önce bu kez China Town'da Misato'ya şans veriyorum. Tiryaki soslu tavuk alıyorum 5 pound'a. Bu arada Londra'da kendi içinde pahalanmış. 5 pound'a fish&chips falan olurdu kalkmış. Pubların menüsü pahalanmış. Steak 11 pound civarındaydı 13-14 pound olmuş. Zaten olmuş 7 küsür pound. 5 pound'a bir koca tabak dolusu pirinç, tavuk ve yeşile gözlerim doymuyor. Tadı da nefis olmuş. Take away yapıp dışarıda yiyorum.

Müzikal'in olduğu London Coliseum binasının önüne geliyoruz. Scheherazade/Chopiniana Abay Kazak Devlet Opera ve Balesinin sergileyeceği müzikal saat 19:30'da başlıyor Murat halen yolda. Büyük ihtimalle ikinci yarıya yetişebilecek. 
Kızkardeşimle koltuklarımıza geçiyoruz. Biletler uygun olmasına rağmen sahneye erişim oldukça iyi. İlk yarıda modern bale gösterisiyle yorumlamışlar, ikinci sahnede kazak yorumu vardı ve şahaneydi. Çok iyi bir seçim olmuştu. Hem gözümüz hem kulağımız şenlendi. Hayatta bazı anlar vardır ve gerçekten kendinizle ve yaptıklarınızla seçimlerinizle bir an gurur duyarsınız. Londra'da kızkardeşimle birlikte Şehrazat müzikalini izlemek kendimi inanılmaz iyi hissettirdi. Bu bizim gibi herşeyi kendi eliyle yapanlar için gelebilecek güzel yerlerden biri ve bu günlere bizi eriştiren Rabbimize şükürler olsun. Murat trafikte kaldığı için maalesef yetişemedi. Doğrudan eve geçti. Biz de müzikalden sonra evin yolunu tuttuk. Kaldığımız evin yolunun üzerinde heybetli bir kilise var. Sanki penceresinden her an bir hayalet fırlayacakmış gibi, sessizce mezarlığı olan bir bahçesi var ve biz de oradan yürümek zorundayız. Yolun ortasında bir tilki durdu, kardeşime ses etmiyorum tilki dersem korkar diye, yokmuş gibi davradım öylece sokak köpeği muamelesi yapıp yanından geçtik. Londra'da tilkiler köpek gibi olmuşlar, daha öncesinden biliyordum. Sadece evlerin önünde deri ayakkabı falan olursa onları kemiriyorlarmış. Ertesi gün kızkardeşim itiraf etti, tilkiyi o da görmüş ama ben korkmayayım diye ses etmemiş. Kardeş olduğumuz bu kadar mı belli olur:))

18 Kasım Pazartesi:
Bugün günlerden Murat! İyi ki doğdun ailemizin kızkardeşimden olma biricik ve tek yeğenim. Göz bebeğimiz bugün 15 yaşına giriyor. Dile kolay, annesinin karnındayken ismi belliydi ona murat murat diye seslenirdim. ilk doğduğunda bir an önce büyüse de arkadaş olsak derdim ama hiç 15.yaş gününü Londra'da birlikte kutlayacağımız aklıma gelmedi. Hayalini bile kurmamıştık. Bazen hayatımız hayallerimizden bile daha güzel olabiliyor. Kahvaltıda ilk mumumuzu üflüyoruz. Gündem çok yoğun Bu arada kaldığımız evin mutfağı şahane ve mini bir kış bahçesi ve yaz  bahçesi var. Evde keyif yapmak için çok ideal. Günümüzün her anı güzel geçiyor burada. Kendimizi Londra'lı gibi hissediyoruz. Bugün London Eye, sonra river cruise var. Bu akşam daha önce Edinburg'da evinde kaldığımız sonra İstanbul'da misafir ettiğimiz Nadia ile yemek öncesi buluşacağız. Maalesef doğum günü yemeğinde bize katılamadı çünkü dönüş bileti gece geç vakit hemen iki katına çıkıyor. King Cross tren istasyonunda olacağız.
London Eye biletimiz saat 13:00 için. Kahvaltı sonrasında London Eye yolunu tutuyoruz. İki defa kapısına gelip binmemiştim. Gezilecek ve görülecek o kadar şey varken London Eye'a sıra ancak geldi. Yarım saatlik güzel bir tur atıyoruz. Londra'nın önemli noktalarına tepeden bakmak ve doyasıya fotoğraf çektirmek. Yarım saat hızlıca geçiyor. Nehir turuna kadar Tate Modern'e gitmeye karar veriyoruz. Yol üzerinde Noel için kurulan lunaparka gözümüz takılıyor. ve Murat Ranger'e binerek ilk açılışı yapıyor. River Cruise kıyıdan kıyıdan güzel konuşan bir rehber eşliğinde yaklaşık 40 dakika gezdiriyor. Tower of London'un altında poz vermek şahane. Nehir gezisinden sonra bir pub'da biraz soluklanıyoruz. Daha sonra Nadia ile buluşmak üzere King Cross istasyonuna gidiyoruz. Nadia'yı 2013 yılında misafir etmiştik. Murat o zaman 9 yaşındaydı, şimdiyse bir delikanlı oldu. 1 saatlik görüşmeden sonra Nadia'yı Edinburgh'a yollayıp,



Hard Rock cafe'ye geçiyoruz. Niyetimiz sakin bir akşam yemeği yemek. Tam siparişimizi verip etrafı incelemeye geçiyoruz ki birden 4-5 garsonun yan masada birden happy birthday diye bağırmasını duyuyoruz. Doğum günü böyle kutlanıyormuş. Kardeşim hemen bir doğum günü kutlaması organize ediyor. Yan masamızda bir aile var, anne, oğul ve torundan oluşan. Ara ara göz göze gelsek de temas kurmuyoruz, kendi aramızda ingilizce konuşuyoruz. Malum yurtdışında yabancı dilde konuşanların garipsendiği bir çağdayız artık. Enfes bir yemekten sonra doğum günü seromonisi başlıyor, Murat'ın gözlerinde gerçekten mutluluğu ve sevecenliği en sonunda görüyoruz. Onun mutlu olması bizi de çok mutlu ediyor. Her doğum günü özeldir, ancak bu doğumgününü hayatı boyunca güzel hatırlayacağından eminim. Bizden ona güzel bir hatıra kalıyor. Murat'a sen de baba olunca eşini, çocuklarını böyle güzel yerlere getirirsin diyorum, o da elimden gelen en güzel yerlere götüreceğim onları diyor. Ne şanslılar şimdiden!
Hard Rock Cafe Doğumgünü Özel 
Gece underground yolculuğuya son buluyor. Murat ve kızkardeşim boş underground da muhabbeti koyulturken ben metronu öbür ucunda onları tanımamazlıkra geliyorum.

19 Kasım Salı:

Bugün paket olarak aldığımız London Akvaryum günümüz var; London Eye+River Cruise+London Aquarum paketini satın almıştım. Kahvaltıdan sonra Akvaryuma geçiyoruz.. Akvaryum doğrusunu söylemek gerekirse çok gözüme gelmedi... Londra deyince herşeyin harika ölçülerle yapıldığı ve servis edildiği bir şehirde akvaryum biraz amatörce geldi. Daha çok öğrencilere ve çocuklara hitap eden bir yer gibi geldi. İçeride çeşitli deniz canlılarına göz atarken onların da bize göz attığı fikri enterasandı. Hatta bir tanesi bayağı bayağı bizi misafir etti.


Akvaryum'dan sonra Westfield alışveriş merkezine geçtik. Avrupa'nın en büyük alışveriş merkezleriden biri ve içeride sayısız marka var. İstanbul'da alışveriş merkezlerine aşina olduğumuz için ve alışveriş yapma niyetimiz olmadığı için mağazalara bakmakla geçirdik zamanımızı. Kızkardeşim Sketcher mağazasından bir ayakkabı beğendi; Covent Garden Şubesinde varmışmış, Diğer şubede bir kaç saatliğine rezerve ettiler bizim için. Doğrudan kendimizi Covent Garden Sketcher şubesine atıyoruz. Kardeşim mutlu Sketcher mağazasından çıkıyoruz.












İstanbul Toastmaster Klübü üyesi olduğum için hangi şehire gidersem gideyim mutlaka Toastmaster toplantısına katılmayı seviyorum. Bu aksam Toastmaster Toplanstısı için otelin yolunu tutuyoruz. Murat'cım misafir konuşmacı olarak sahnede yerini alıyor. Geleceğin Toastmaster'i... Güzel bir gecenin ardından evin yolunu tutuyoruz.














20 Kasım Çarşamba:

Bugün Kızkardeşim İstanbul'a geri dönüyor bizi bırakıp. Günler hızlıca akıp geçti, Onu Victoria Coach Station'a bırakacağım. Murat evde kaldı. Ben ise daha önce ofislerinden kiralama yaptığım E-Ofis şubesini ziyaret edeceğim. Kim bilir kısmet belki bir gün kendim de ofisimi buradan tutarım. Seviyorum Londra'yı. İnsan hayallerinin peşinden gidince Allah'da ona umulmadık yerlerden kapılar açıyor, ama ne zaman ki insanların peşinden gittim hep yarı yolda kaldım.
Tottenham Court Road'da kiEofis'te beni çok sıcak karşıladılar, hatta denemem için 2 saatlik kullanım hakkı verdiler. Hemen Açık alana geçip çalıştım, kendimi o enerjiye uyumladım. Öyle kimi anlar çok uzun sürer ama kimileri de kısa olmasına rağmen çok anlamlı. Akşam Meetup gruplarından birinde yer alan Pubquiz var. Ona gitmek için yola çıktık. İlk defa evsizlerin yattığı metrodan çıktım ve biraz kötü olduk açıkcası. Pub'a gittiğimde de kimseyi bulamadık doğruca eve döndük. Bazen oluyor yapacak bir şey yok.


22 Kasım Cuma:
 
Bugün HydePark'ta WinterWonderland açılıyor. Ayrıca İstanbul'da tanıştığım Shaba'na ile buluşacağız. Marble Arch İstasyonunda Shabana ile buluşuyoruz. Arkadaşlarımla farklı ülkelerde tekrar tekrar görüşmeye bayılıyorum. Çok büyük bir eğlence merkezi açılmış, Dönme dolaplar, buz pisti, korku evi, Ranger, Mancınık, daha aklınıza ne gelirse. Bilet fiyatları ortalama 9 Pound. Mancınık için Murat şansını zorluyor. İki kişi binmesi gerekiyor biz binmek istemiyoruz. 20 dakikalık bir bekleyişten sonra nihayet bir türk aileye denk geliyor. Biz Shabana ile kahvenin keyfini çıkarırken Murat parkın altını üstüne getiriyor. Sonra güzel bir günden sonra eve dönüyoruz. Aklıma iki şey kalıyor, Misako'da tereyaki soslu tavuk ve Lunapark'taki korku evi. İnşallah bu ikisi için tekrar gideceğiz.

23 Kasım Cumartesi:
Bugün Londra'dan İstanbul'a ayrılıyoruz. Ama Londra bizi bir türlü göndermek istemiyor. Neredeyse uçağı kaçıracaktık. Böyle stresli bir havalimanı yolculuğu yaptığımı hatırlamıyorum. İlk önce raylara biri dönmüş Underground kapandı. Sonra taksi tutmak istedim, taksi yoktu. Otobüse bindik 15 dakika surer demişti 50 dakika sürdü. Victoria Station'da otobüsü kaçırdık başka bir firmanın otobüsüne bilet aldık, yarım saat geç kaldı ay böyle herşey olmaması için sanki el birliği yaptı. Havalimanında bagajları verdiğim andaki mutluluğu tarif edemem. Öyle ki 10 Pound verdim Murat'a bunu kutlaması için, çukolata ile kutladık ve bir maceranın daha sonuna geldik...

Mini slayt gösterisi:
https://youtu.be/zKFVUijBZQQ