Sayfalar

14 Ocak 2016 Perşembe

Barcelona'da Yılbaşı 2016


28 Aralik: 
İstanbul Sabiha Gökçen Hava limanındaki uçuşumuzda buluşmak üzere Mürselle sözleşiyoruz. Sabiha Gökçene ilk kez normal ulaşımı tercih ediyorum. Karşıdan gelenler için sanıyorum tek kolay yol Metrobüs Uzunçayır durağı ve E11 express durağı. Buradan geçen E10 otobusude S.Gokcene geliyor ama cok dolastiriyormus. O nedenle E11 olmasina ozellikle dikkat etmek gerekiyor.
Murselle oglen yemegini hizlica atistirdiktan sonra ucagimiza biniyoruz.
Hola Barcelona!
17:30 gibi Barcelona havalimanina iniyoruz. Havalimanindan Aerobus’la sehir merkezine yaklasik yarim saatte variyoruz. Gelirken Istanbul guzeldi ancak Barcelona’da hava oldukca guzel. Bahar havasi var ve hava daha gec karariyor. Kalacagimiz evi Airbnb’den kiralamistik. Sehir merkezine yakin ve fiyati cok uygun gorunmustu. Universitat duraginda inip bir blok yurumemiz yeterli. Ancak yeni bir sehir her zaman yeni Universitat duraginda indik ancak hangi yone donecegimiz bir muamma. Internet paketi almadigimiz icin google mapten de faydalanamiyoruz. Ancak eski usule donmemiz uzun surmedi. Sora sora Bagdat bulunur demisler biz de aynini yapiyoruz. Duraktan yaklasik 50 metre otede bir binanin onundeyiz. Ancak kapi numarasini almamisim. Kisa bir bekleyisten sonra kapida Monicanin sesini duyuyoruz. Hola! Monica cok tatli bir ev sahibi. Eve girdigimizde bizi yanaklarimizdan optu. Bu iyiye isaret. Akdenizli ne de olsa. Bize biraz kaldigimiz yer hakkinda bilgi Verdi. Sonrasinda ise aksam yemegi icin kendimizi sokaklara atiyoruz. Buranin Istiklal caddesi La Rambla. Genis caddesi sagli soglu dukkanlari alisveris merkezleri ile oldukca asina oldugumuz bir cadde. Biz biraz ara sokaklardan La Ramblaya vardik ancak bir sehrin ara sokaklarina dalmak kadar keyifli sey ender oluyor. Aksam yemegimizi Tapas... da karar kildik. Mursel yemek konusunda yenilikci ben ise o kadar muhafazakarim. Tapas dedikleri ise minik tabaklarda sunulan cesidi bol sicak ve soguk atistirmalik. Barcelonada ortalama bir yemek en az 10 eurdan basliyor bu konuda oldukca pahali oldugunu fark ediyorum. Saat 10 gibi eve donduk. Evimizin ne kadar merkezde oldugunu simdi daha iyi idrak ediyoruz.


29 Aralik: 
Evde marketten aldigimiz kahvaltiliklarla kahvaltimizi yapip, yanimiza yolluk olarak sandvic yapiyoruz. Bugün duragimiz    Casa
Battlo. Gaudi’nin evi. Gaudi’nin tasarladigi ev gercekten cok degisik ayni bir masal evi gibi. Evde keskin cizgi neredeyse yok. Her bir kose yuvarlatilmis, pencerelerden kapilara merdivenlere bacalara akliniza gelebilecek her yer ayri bezenmis. Benim anladigim kadari ile Gaudi deniz alti yasamdan esinlenmis. Deniz altinda da hic bir canli ya da tas keskin degil, hatlari torpuleniyor. Ayni hayat gibi o da bizim keskin yanlarimizi torpuluyor zamanla birlikte. Yaklasik iki saatlik bir surec geciriyoruz Gaudi’nin evinde. Insallah kendi evimi bir gun tasarlarsam Gaudi’den ilham almaya karar veriyorum.
Barcelona gezimizi cogunlukla keyif az da sehir gezisi olarak planladigimiz icin Casa Battlo’dan cikip kendimizi yine alisverise atiyoruz. Barcelona’da kucuk kucuk degisik tarzda dukkanlar gormek mumkun bildik H&M, Mango Zara gibi alisveris merkezlerinin yaninda.
Bu aksam için Istanbul’dan tiyatro biletimizi almistik. Saat 20:00'de Gran teatre del Liceu Lucia di Lammermoor adlı operayı seyretmek üzere La Rambla'ya doğru istikamet alıyoruz alışveriş sonrası. La Rambla anlaşılan o ki her gün uğrak yeri olacak. Yemek için Monica'nın La Rambla'da yemeyin de nerede yerseniz yiyin tavsiyesinin tam zıddına tekrar La Rambla üzerinde bir restaurantta karar kılıyoruz ve Paella siparişini veriyoruz. Paela sipariş veriyoruz. Paele'yı ben kendimce tarif edeyim, domatesli pilavın biraz baharat ve deniz mahsulleriyle karışımı.. Oldu size 15 EUR. 

Çok geçmeden Tiyatronun önündeyiz, biletlerimizi internetten satın aldığımız için Ticket Box'a gidip asılların alıyor ve içeri giriyoruz. Tiyatro geçen senelerden birinde yandığı için yenilenmiş aslına sadık kalarak. Kırmızı koltuklara gömülüyoruz. En ucuz bileti aldığım için sahne görüşümüz yokmuş! Londra'da hiç değilse ayakta da olsak sahneyi görmüştük. Yine de müzikleri dinlemek çok iyi geldi. Molada yanımdaki beyfendi bana dönerek ispanyolca konuştu ve ispanyolca konuşamadığımı görünce çok şaşırdı:) Söylemem gerekiyor burada türkmen kızı olsam da Avrupa'da ya italyan ya da İspanyol diye düşünüyorlar. 11 gibi ruhumuz dinlenmiş olarak eve geri dönüyoruz.



30 Aralik: Barcelona'ya gitmeden önce okuduğum tüm bloglarda biletlerin önceden alınmasını tavsiye ediyorlardı. Park Guell biletimizi saat 14:00 için almıştık. Sabah geniş kahvaltıdan sonra Park Guell'e doğru yola koyuluyoruz. Bugün Barcelona metrosu ile tanışma günü. Barselona metrosu bir kaç hattan ve zonelardan oluşuyor. Bu kez t10 denilen 10'lu biletten alıyoruz. Metrodaki görevli yarı açık olan çantamı kapatmamı ve sıkı tutmamı öğütlüyor. Hırsızlık çok yaygınmış ama biz hiç denk gelmedik Allah'a şükür. Londra Metrosu da karışık ancak orada ziyaretçiler için çok yönlendirme var. Barselonada ise biraz kendi başınasınız Vallarca Metro durağından yürüyeceğiz. Bu arada offline Barselona haritasını indirmiştik. Şehirde belli noktalarda free wifi var. Vallarca'ya indiğimizde büyülü La Rambla ve çevresinin yerini kenar mahalle alıyor. Bazı binalar özenli bazıları ise oldukça sıradan...Park Guell için yönlendirmeler var ancak yine sora sora Bağdat bulunur ata sözünü tutarak insanlara soruyoruz. Bir kısa yoldan bahsediyorlar bir de görkemli girişi olan ana girişten. Bizde görkemli olanı tercih ediyoruz. Yol boyunca gördüğümüz Japon/Çinli turistleri takip ediyoruz. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra Park Güell'e varıyoruz. O da ne??? Bir masal dünyası canlanmış karşımızda duruyor. Park Guell ailesinin soyluluk göstergesi olarak yaptırılmış. Dün Casa Battlo bugün Park Guell, Gaudi'nin muhteşem dünyasını yansıtan iki güzel yerler. 
Parkın girişinde yarım saat arayla girişi sağlamak için sistem var. Yazın burayı düşünemiyorum kalabalıktan insan bayılır burada. Parkın içerisinde 2 saate yakın süre geçiriyoruz. Parkın diğer bölümü ise halka açık ancak buraya kadar gelipte Gaudi'nin dünyasına göz atmadan geri dönmek olmazmış. Bu kez maceracı ruhumuz ana girişten değil bize gelirken bahsettikleri kısa yoldan gitmemiz için sürükledi bizi. Hola 10 dakika sonra Vallarca metro istasyonuna vardık. Yol üzerinde ise hediyelik eşya satan dükkana uğradık. Burada magnetler 0.50 centten başlıyordu. Bolca hediyelik eşya alıp bu zorlu kısmıda bitirdik.



Park Guell'den sonra bugün yeni bir şey deneyeceğiz. Couch Surfing toplantısına gitmek üzere hazırlanıyoruz. Toplantı Barcelonatta'da. Tekrar metroya geçiyoruz. Barcelonatta'da inince önce yanlış yere geldiğimizi düşünüyoruz ancak biraz aramadan bara ulaşıyoruz. Tipik CouchSurfing toplantısı. Burada Meetup'la birleştiriyorlar genellikle. Couchsurfing ücretsiz konaklama imkanı veren portal Meetup ise şehirdeki yabancıları yabancılık çekmesinler diye bir araya getiren portal. Daha önce hiç bir toplantılarına yurtdışında katılmamıştım. İstanbul'da gidiyordum aslında. Çok iyi oldu bu kez. Yılbaşında da CouchSurfing toplantısına gitmeye karar veriyoruz. 


31 Aralık: Uzun bir gün olacağı için sabah yine geniş bir kahvaltı yapıyoruz bu arada markette baget ekmek keşfettik. Sandviçleri ton balıklı yapıyorum ve Mürsel sandviç hazırlama görevini bana bıraktı. Marketi, manavı, kafedeki Mikeeli tanıyoruz. Eşofmanla alışverişe çıkıyorum o kadar samimiyiz Barselonayla. Ögleden sonra Barcelona ara sokaklarinda dükkanlara giriyoruz. Ana caddelerin aksine ara sokaklarında çok özgün butikler bulmak mümkün. İkinci el mağazalarda yaygın. Vakit hızla geçiyor. Akşam yemeği için Couchsurfing toplantısının yapılacağı yerin yakınında bir yere gitmeye karar veriyoruz. Marina'da sakin sakin dolaşırken Semprevira'da karar kılıyoruz. Mekan o kadar çok kalabalık ki, bu kadar insan yanılmış olamaz deyip iöeri giriyoruz. Gerçekten yemekler hem güzeldi hem de porsiyon olarak çok büyüktü. Mürsel tabağını bitiremeyince lokanta sahibi gelip beğenip beğenmediğimizi sordu. Tabakların bizim için çok büyük olduğunu söyledik. İşini gerçekten çok seven biri belli. Yemekten sonra Juanita Lala'ya geçiyoruz. Frankfurtta geçirdiğim yılbaşından sonra havai fişek gösterisinden acayip soğumuştum. Barselona'da havai fişek gösterisi Plaza Espana'daki Font Magica'da oluyormuş ancak çok kalabalık olup dönüşte metro kalabalık oluyormuş. Seçimi Mürsele bırakmıştım o da dışarıda bütün gece dışarıda duracağımıza partiyi tercih ederim deyince ne yalan söyleyeyim sevindim. Frankfurt'taki yılbaşı anlayın ki ne kadar soğuttu beni...

Juanita Lala'da insanlar toplanmaya başlıyor, dün akşamdan tanıdık simalar görmeye başlıyoruz. Bu meetup /couchsurfing partileri oldukça pratik oluyor 3 günlük şehirde bile kendimizi şehre ait hissettirmeyi başarıyor. Saat 23:30 gibi havai fişek gösterisini izlemek üzere Marina tarafına geçiyoruz, partidekilerin çoğu içeride kalıyor, marina da küçük bir toplulukla sakince 24:00 olmasını bekliyoruz ve sonra havai fişekler görülmeye başlıyor. O kadar sakin bir yılbaşıydıki İspanyolların sakinliği eğlence tarzlarına da yansımış. Partide türk arkadaşla tanışıyoruz ingilizce neredensin diye sorulup İstanbul yanıtını duyunca gerçekten mi? diye duymak ayrı bir güzellik. Partiyi gece 3'te bırakıyoruz ve eve taksiyle dönüyoruz. Hoşgeldin 2016

01 Ocak: Yılın ilk günü için program yapmamıştım. Öğlene kadar uyuma molası veriyoruz. Güzel bir kahvaltıdan sonra dün akşam tanıştığımız türk arkadaşımızla ve onun faslı arkadaşıyla kahve içmeye gideceğiz. Daha 4 gün öncesine kadar tanımadığın bir şehre bu kadar çabuk adapte olmak çok güzel. Türk ve Faslı arkadaşla metro çıkışında buluşuyoruz. La Rambla üzerinden kaç gündür gitmeye niyetlenip gidemediğimiz Marina'ya kadar iniyoruz. Yol boyunca konuştuğumuz için etrafa çok dikkat edemiyoruz bu kez. Kendimi bir anda Kristof Colomb heykelinin önünde buluyorum. Biraz daha ilerleyince metroda aktarmalı gittiğimiz Barcelenotta çıkışının önünde buluyoruz. Aslında o kadar da uzak değilmiş. Faslı arkadaşımız bizi ünlü bir yere götüreceğini söylüyor ve Barcelenotta ara sokaklarına dalıyoruz bir ara kaybolduğumuza kanaat getiriyoruz ancak onun da kalbini kırmamak için ses etmiyoruz. Hatta Türk arkadaşımız bu böyle yapar; sizi bir yere götüreceğim der sonra dolaştırır dolaştırır sonra da bulamadım der; Bu konuşmalar yol boyunca devam etti karşılıklı olarak kültür farklarını konuşuyoruz; aynı anda da kendimizi restaurantın önünde bulduk ve burası inanılmaz bir şekilde harika. Salamanca... bizim kumkapı benzeri bir yer ve içeride duvarlar resimlerle süslenmiş. Yemekleri ise inanılmaz lezzetli. Favori balık mezelerinden söylüyorlar ve patatesli ahtopot nefisti. Bizi şaşırtan bir şey daha yapıyorlar hesabı bizimle paylaşmıyorlar! Ne de olsa hemşerimiz, çok teşekkür ediyoruz çok güzel bir akşam ve anı oluyor bizim için. Saat 10 gibi eve geri dönüyoruz.





02 Ocak: Bugün programda Montjuic var; Metroya vardığımızda Montjuic'e giden finikülerde bakım olduğunu bu nedenle otobüsle teleferiğe ulaşımın olacağını öğreniyoruz. Aslına Barselona'da iki tane teleferik hattı varmış bizim istediğimiz marinadan kalkandı ancak ona nasıl gidileceğini bir türlü net anlayamadı. Barselona'da yönergeler çok net değil bizde şansımıza ne çıkarsa diyoruz. Otobüsle MontJuic tepesine kadar ulaştık. Bugün hava nispeten biraz soğuk biraz da tepe olduğu için esiyor. Montjuic kalesini ziyaret için bilet alırken sesli kılavuzda alıyoruz. İyi ki de öyle yapıyoruz, rehberimiz hem kaleyi anlatıyor hem de Barselona ve İspanya tarihi hakkında bilgi veriyor bize, ve kale içerisinde gezerken kimsenin giremediği kilitli bölümlere bizi alıyor. Bundan dolayı Montjuic kalesi kesinlikle rehberle gezilmeli. Tepenin adı Yahudilerin yerleşim yeri olduğundan Montjuic diye adlandırılıyor. Gelirken binemediğimiz teleferiğe inişte biniyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra otobüse ilk bindiğimiz yere ulaşıyor ve kendimizi yine La Rambla'ya atıyoruz. Dün uğrayıp kapalı bulduğumuz La Boqueria'ya uğruyoruz. İstiklal'deki balık pazarının gelişkini olarak bir renk cümbüşü sunuyor. Meyve bardaklarını 1.50 €'dan başlayan fiyatlarla sunuyorlar. Ayak üstü yemek yiyebileceğiniz büfe tarzı lokantalar da var. Yine geç kaldığımız için ve yemekte de karar veremediğimiz için La Rambla'ya geri dönüyoruz. Bu kez ısrarım sonucu Pizza yiyoruz ve yediğim en güzel pizzalardan biriydi diyebilirim. Yemekten sonra ise yine couchsurfing Irish Pup'daki partisini katılıyoruz. Burada güzel vakit geçirdikten sonra yine evin yolunu tutuyoruz.

03 Ocak: Bugün program çok yoğun. Önce La Sagrada Familia  sonra da Picasso Museum. Her ikisi için Pazar günü ücretsiz giriş diye okumuştum özellikle ayın ilk Pazar günü tüm gün, diğer pazarlar ise saat 15:00'den sonra ücretsiz diye. O nedenle bu iki önemli yeri Pazar gününe bırakmıştık. La Sagrada'ya varınca buranın asla ücretsiz gününün olmadığını öğrendik işin kötüsü biletlerde sabah erken saatte bitmiş ve internetten sadece ertesi günden başlayarak bilet alabiliyormuşuz. O nedenle dışından bakmakla yetindik. Yalnız görsellerde çok haşmetli görünen bu yapının aslında mahalle arasına sıkışmış halini görünce şaşırdım. O geniş bahçeden çekilen görsel aslında tam konumunu yansıtmıyor ancak bir şehri simgeliyorsanız biraz makyaj normal diyoruz. Buraya yakın ayda bir kurulan ikinci el pazarı varmış ve her şey 1 EUR imiş. 

Zamora caddesi üzerinde. Sora sora burayı da buluyoruz daha doğrusu burası olduğuna inanmak istiyoruz. Bizdeki pazarlara çok benziyor ancak kendimize uygun bir şey bulamıyoruz. Çok geçmeden Picasso Müzesine geçiyoruz. 





Picasso Müzesine varınca ücretsiz bileti almamız söyleniyor. Biraz ilerideki bilet ofisinden. O da ne! bütün turistler müzenin Pazar günü ücretsiz olduğunu duymuş olmalılar, bilet kuyruğu 100 metre en az. İstemeye de olsa kuyruğa giriyoruz. Kuyrukta ilerlerken flamenco gösterisi ilanını görüyorum. Sadece 25 € Mürsel daha önce flamenco izlediği için tekrar izlemek istemiyor ben de buraya kadar gelmişken izlemeden dönmek istemiyorum benim için çok iyi bir fırsat oluyor. İlk seans 6'da ve 1 saatten biraz fazla sürüyormuş. Çok uygun. Müzeden sonrası için aklımda tutuyorum. Picasso Müzesinde de sesli kılavuz alıyoruz. Picasso'nun erken ve olgunluk dönemi eserlerini inceliyoruz. Çok daha muhteşem müzeler gezmiştim ancak hayatta bir kez yapılacak gezilerden olduğu için önemli. 6'ya 10 kala
Flamenco gösterisi için mekana gidiyorum. Mekan eski bir binanın avlusu gibi bir yere konumlanmış oldukça güzel ve sıcak bir atmosfere sahip. 1 saatlik göz ve kulak ziyafetinden sonra beynim tamamen dinlenmiş ve karnım aç bir halde Mürselle buluşuyorum. Yemek için onun seçtiği bir yere gidiyoruz ve minik tapaslardan kendime bir menü yapıyorum. Barselona'daki son akşam yemeğimiz. Gece 9 gibi eve dönüyoruz. 

04 Ocak: Sabah valizleri hazırlıyoruz, uçuşumuz akşam olduğu için boşluk kalan bir iki saati ayrı ayrı değerlendiriyoz. Ben La Rambla'nın paralelindeki sokakta Christmaz Pazarını buluyorum. Burada kendime çok güzel bir cüzdan alıyorum. Nihayet içime sinen bir hediye buldum. Çok mutluyum. Eve dönüp valizi alıp AeroBus durağına gidiyorum. Dönüşte AeroBus El corte ingles plaça Catalunya dan alıyormuş son ana kadar girebildiğim tüm mağazalara bakıyorum ve bugün Barselona'da hava biraz soğuk ve puslu ve ayrıldığım için biraz soğukta geliyor. Havalimanına 3 gibi varıyorum. Elveda Barselona biz sende çok güzel vakit geçirdik, bizi çok güzel ağırladın ve hoş bulduk İstanbul her dönüşümde biraz daha sevdiğimi fark ediyorum İstanbul'u





6 Aralık 2015 Pazar

Barcelona'ya gidiyorum Yılbaşı 2016 8 gün Barselona maliyet



Barcelona'ya gidiyorum Yılbaşı 2016 - 8 gün maliyet


19 Kasım: Her şey Pegasus'un indirim kampanyası mesajının gelmesiyle başladı. İtiraf ediyorum geçen yılbaşı İstanbul'da geçirince için burkulmuştu. Bu sene Pegasus bahane oldu ve Yılbaşı için yeni rota belli oldu. BARCELONA! Bu kez yol arkadaşım Mürsel

06 Aralık: Airbnb'den Barcelona merkezde çok güzel konumda uygun bir oda kiraladım. Ev sahibimiz Monica. Salı günü ise vize için başvuruda bulunacağız inşallah.

16 Aralık: Schengen vizem 3 ay olarak çıktı. İspanya vize merkezi nispeten evraklarda esnek. Ancak randevü usulü çalışıyorlar. İlk gittiğimizde İspanya resmi tatili imiş. İkincisinde randevümüz yok diye geri çevirdiler. Üçüncü de nihayet kabul edildik.

27 Aralık: Barselona için deli gibi internette araştırma yapıyorum.Barselona'da alternatif çok o nedenle bir hafta dolu dolu yaşanabilir mesele şu ki hangisini seçmeli. Kendime referans aldığım siteler ise genellikle bloglar ve ekşi sözlük.

Seçme siteler ise ilk kez denk geldiğim: www.visitacity.com Bu sitede şehre ait günlük planlama yapıyor. Harika!
Konaklama sitesi ise: www.airbnb.com
indirim siteleri: groupon.es
Opera biletini satın aldığım site: www.classictic.com
Flamenco için çok kararsız kaldım ve o nedenle bileti buradan almadım. 
İstanbul üyesi olduğum yabancıların tanışma sitesi couchsurfing ve meetup bu kez Barselona'da çok işimize yarıyor. Yurtdışına çıkan herkese üye olmalarını tavsiye ediyorum.
https://www.couchsurfing.com/
http://meetup.com

Maliyet: 8 günlük barselona maliyeti herşey dahil: 2000 TL (625 EUR)

Sabit giderler:
Airbnb oda kiralama: 516 TL
Pegasus Uçak bileti: 428 TL
İspanya vize bedeli: 80 Eur: 279 TL

Barcelona ulaşım: 
Havalimanı Şehir merkezi Aerobus: 10,90 EUR
Şehir için 10'lu bilet: 10.95 EUR 
Yılbaşı akşamı taksiyle eve dönüş: 11 EUR
Kaldığımız ev şehrin çok merkezinde olduğu için ulaşıma çok az para ödedik

Kültür harcaması:
Casa Battlo: 14 EUR
Park Guell:  7 EUR
Opera Lucia di Lammermoor: 14 EUR
Flamenco dans gösterisi: 25 EUR
Couchsurfing toplantısı - ücretsiz

Yemek harcaması: Kahvaltı için kaldığımız sokaktaki süper marketten alışveriş yaptık. Öğlen yemekleri içinse güzel sandviç yaptık ve meyve suyu aldık. Akşam yemeklerini ise genellikle restaurantlarda yedik. Barselonada yemekler ortalama kafelerde 10 EUR'dan başlıyor ortalama 15 EUR olarak 7 gece harcadık. 150 EUR  



25 Eylül 2014 Perşembe

Hac yoluna çıkıyoruz 2014 Mekke Günlerim I


Hac yoluna çıkıyoruz. 24 Eylül 2014 Mekke günlerim 

24 Eylül:Sabah evde gün ışığıyla hareketlilik başlıyor. Sabah bizi evden uğurlamaya gelen misafirlerimiz için kahvaltı vereceğiz. Sevdiklerimiz bu güzel yolculukta bizim sevincimizi paylaşmak için günlerdir dilek dua ve ziyaret yapıyorlardı. Saat 11 gibi havalimanına varıyoruz. Grubun diğer yolcuları ile buluşup, öğle namazından sonra ihrama giriyoruz. Erkekler ihram kıyafetine bürünürken bayanlar kendi kıyafetleri ile ihrama niyetlenerek ve müsaitse iki rekat namaz kılarak başlıyorlar. Artık, Kavga etmek, müstehcen şaka, kıl koparmak, saç kesmek ve birleşme yasakları başlıyor. Pasaport kontrol noktasından sevdiklerimizden ayrılıyoruz. Artık bir aylık uzun bir süreç başlıyor bizim için ve döndüğümüzde kimilerine göre artık bambaşka insanlar olacağız. 


Saat 15:30’da Saudi Airlines ile yolculuğumuz başlıyor, uçak kalkmadan önce Peygamber’imizin yapmış olduğu duayı anons ettiler, alışageldiğimiz yolculuklardan farklı olacağı daha şimdiden belli oluyor. Saat 19:00 gibi planlanan şekilde uçağımız Cidde havalimanına iniyor. Herşey güzel gidiyor şimdilik. Tur şirketi hac yolcuları için uygulanan prosedürlerin çok ağır olacağını, hazırlıklı olmamız gerektiğini söylemişti. Biraz tedirginim ama her şey yolunda. Uçaktan inerken daha hacı yolcularımız lütfen inmesinler, gideceğiniz terminal farklı anonsunu duyuyoruz. Maraton başlıyor.
Hacı adayları için ayrılan terminalde sağlık formu bilgilerimizi doldurmak üzere bir alana geçiyoruz. Yaklaşık  1,5 saat sonra pasaport kontrol noktasına geliyoruz. Hiç fena değil. O da ne bavullar bizden önce gelmiş. Harika hiç de stres yapmaya gerek yok diyorum içimden, bavullarımızı bizden alıp otobüs peronuna geliyoruz. Bu arada saat yaklaşık 10:30 oldu. Biraz yorulduk ama otobüsler artık göründü ya! Otobüsleri sadece gördüğümüzle kalıyoruz ve tam 3 saat o işlemleri bitirip otobüse bindiremediler bizi. Türsab görevlileri koşturuyor, o pasaportlar elden ele kaç defa geçti kaş görevli gelip parmak hesabıyla bizi saydılar ben bir noktadan sonra sayamadım. Her geçen dakika uzun bir işkenceye dönüştü. Saat 01:30’da otobüse bindik. Otobüse bindikten sonra yaklaşık 30 dakika daha tekrar pasaport işlemi yaptılar. Cinnet had safhada ancak ihramlı olduğumuz için sadece arada gidip, sorun nedir deyip, kibarca bilgi alıyoruz, Normal zamanda olsa artık bağırma noktasını çoktan geçmiştik o kadar yani. Cidde ile Mekke arası yaklaşık 100 km. Otobüs yaklaşık olarak 2 saatte bu yolu alıyor. Mekke girişinde tekrar Hac Rehber Merkezinde duruyoruz. Zemzem ve kekten oluşan ikram var. Burada yine 20 dakika bekledikten sonra yola devam ediyoruz. Bu arada otobüse aralarda görevli biniyor. Hatta bir tanesi araçta yangın tüpü var mı diye sordu. Önlemler o kadar güzel ama bu arada hacı telef olacak. Onu düşünen yok!!! Mekke’ye giriyoruz. Otobüste hocanın biri telbiye ve tekbir getiriyor ama uykusuzluk ve yorgunluk ve bıkkınlık o kadar had safhada ki yarı dinliyorum. Sadece bir ara hoca dediki, siz buraya gelebilen belki binde bir kişisiniz. Kendinizi hafife almayın, haydi bu kez inşallah Allah bu seneki hacıların hacılığını benim hacılığım nedeniyle kabul eder diye niyetlenin dedi!! Değişik bir bakış açısı olması nedeniyle hoşuma gitti, çünkü mevcut durumda, inşallah hayırlısıyla hacı olabilirim diye düşünüyordum ben kim bütün hacıların hacılığına sebep olmak kim ama hocayı dinliyorum ve bir niyetde öyle yapıyorum. Sağolsun hocam adını bilmesemde. Mekke’ye girince gece karanlık ve uykusuzlukta olunca, hiçbir şey tam olarak görünmüyor, bir kez daha duruyoruz bu kez mahalle arası bir mektep’te. Bu arada burada ofisin adı Mektep diye geçiyor. Kaç mektep daha kalmış olabilir diyorum ve nihayet saat 04:30 civarında otele geliyoruz. Havalimanına saat 19:30’da gelip’te 100 km yolu 9 saatte bitirten yetkilelere selam olsun. Hac görevim bitince ben şikayet mektubu yazacağım, şimdi burada olduğum için sesimi çıkaramıyorum. 
Otele yerleşiyoruz. Temettü haccına niyetlenenler için tavaf ve umre görevi var. Ben İfrad haccına niyetlendiğim için otelde kalıyorum. Diğer hacı adayları ve annem sabah 9’da sözleşiyorlar. Ben otelde kalıyorum. Çok kalabalıkmış ancak henüz Kabe’yi görmek nasip olmadı. Kabeyi ilk gördüğümüzde yapılan dualar kabul olurmuş. O nedenle güzel bir dua için hazırlık yapacağım birazdan. Ne istesem, ne istesem…

26 Eylül 2014

Bugün günlerden Cuma ve birazdan Kabe’ye gideceğiz. Dün bütün günü otelde geçirdim, bu sabah erkenden Kabe’ye gitmemiz lazım, çünkü Cuma namazında aşırı kalabalık oluyormuş ve içeride yer bulabilmek imkansız bu nedenle en geç saat 9’da orada olmamız gerekiyor. Sabah serviste kalktığı için Annemle ikimiz yola düşüyoruz. Dışarıda yan otelde Pakistanlılar kalıyor. Onların servisi normalde bizi almıyor ama adama işaret yapıyoruz bize acıyor ve otobüse alıyor sağolsun. Dışarısı sıcak ve güneş insanın gözünü alıyor adeta basıyor. Bizim kaldığımız otel 4 km dışında Kabe’nin. Burada genelde toprak renkleri baskın,kahverengi tonları binalar yollar, yollar geniş ve 15 dakika sonra otobüsten iniyoruz. Büyük bir otobüs alanı var, Zemzem Tower’daki saati takip ederek Kabe’ye doğru ilerliyoruz. İnsanlar akın akın geliyor her milletten insan var. Gözümüz alışmaya çalışarak heyecanla ilerliyoruz. 


Sefa ile Merve arasında say yapılan yerde insanlar oturmaya başlamışlar biz de ufaktan oturuyoruz. Çünkü biraz sonra daha da kalabalık olacak. Say yapan insanları, dua edenleri izlemeye başlıyoruz. Çok değişik milletlerden insanlar var. Hacı profili genelde orta yaşlı ya da ileri. Beni gören çoğu kimse ne kadar güzel genç gelmişsin diyorlar. Burada şimdi bütün herkese söylüyorum. Lütfen Hacı olunca şartları tutması zor diye insanları etkilemeyin, bana kaç kişi söyledi gençken gidiyorsun sonra ne yapacaksın. Ama burada o kadar çok yaşlı insan var ki, kimi yürüyemiyor, kiminin dişleri yok. Kimi hasta. Burası Allah için yapılan ilk ev. Burayı insanların şenlendirmesi gerekir. Çok güzel insanlar tanıdım hayatta onlar da buraya çok yakışır. Ben daha önce yurtdışında bulundum farklı milletten insanlara alışkınım ama burada öyle insanlar var ki, bizlerden o kadar farklı ki, onlar bu yola düştülerse bizim hiç durmamız gerekir. Cuma saatine kadar susuyoruz, yanımızda şişe de yok o nedenle zemzem için göz gezdiriyorum sonra bir boşluk bulup su alıyorum. Herkes oturduğu için kimse yerinden kalkamıyor. Sonra sakiliğe başlıyorum. Bana da Kabe’de Cuma namazında su dağıtmak nasip oluyorJ böyle yazınca çok havalı durdu. Cuma namazına kadar Kabe’yi ilk gördüğümüz zaman yapılan duanın kabul olacağını söylediler ben de henüz duamı hazırlamamıştım. Bu arada onu yazıyorum. Cuma namazında hoca hutbe veriyor. Ancak Arapça olduğu için hutbeyi sadece dinliyoruz ve iki rekat namaz kılıyoruz. Namazdan hemen sonra cenaze namazı kılıyorlar. Namaz bitince cemaat hemen dağılmaya başlıyor annemle birlikte Kabe’ye doğru ilerliyoruz. İnsanlar yerlerinde uzanan var, dua eden, okuyan, ilk gün olduğu için sanıyorum gözüm her şeyi incelemek istiyor. 




Sonra ikinci kattan Kabe’yi görüyorum. Sanki süslü bir gelin gibi uzaktan görünüyor. Öyle bakıyorum ve bakıyorum… Sonra hazırladığım duayı çıkarıp okuyorum. Arkadaşlarımdan da dua ve dilek emanet edenler vardı. Onlarıda okuyorum. Şimdi sıra tavafa geldi. Alt kata iniyoruz yine insan seli içerisinde. Ben gruptan ayrı olduğum için tavafı kendim yapacağım. Elimde tavaf kitapçığı insanların arasında tavafa başlıyorum. Siyah taşın olduğu bölümde kalabalık elini kaldırınca ben de elimi kaldırıp Bismillahu Allahu Ekber diyerek tavafa başladım. İlk başlangıç yeri olduğu için kalabalık orada sıkışıyor. Önce tavaf kitapçığındaki duayı okuyorum. Sonra içimden ne gelirse. Aslında düşündümde daha önce ne dua ediyorsam ancak onlar aklıma geldi. Sanıyorum bugüne kadar ne öğrendiysem o geldi benimle… Tavafı karışık duygular içinde yapıyorum ama çoğunlukla bir şaşkınlık ve merak. Tavafta en disiplinliler Endonezyalılar. Maşallah asker gibi geliyorlar gidiyorlar. Aslında tavafta sıkıntı yok ama grup halinde el ele tavaf yapacağız diye stres yapıyorlar bu seferde öndekini kaybetmemek için birbirini itiyorlar. İhramda olduğum için sinirlenmekte yok. Ya Selam diye diye 7 tavafı bitiyorum. İki rekat namaz kılıyorum. Sonra merdivenlerde beni bekleyen annemin yanına geçiyorum. Sabah kahvaltı bile yapmadan çıktığım için açlıktan ölüyorum ve yemek yemek üzere ve giysi almak için Zemzem Tower’in yanındaki alışveriş merkezine gidiyoruz. Restaurant katı ikinci kat, ancak bütün katı dolaşıyoruz Hint mutfağından başka mutfak yok. Sonra öğreniyoruz ki burada sadece Hint yemekleri var. Bizde ana kız balık pilav yiyoruz. Yemekten sonra otele dönmek istiyorum ama yanlış yoldan yürüyünce otobüslere ulaşamıyoruz Kabe’ye geri dönüyoruz bu arada akşam namazı okunuyor. Bahçede namazı kılıyoruz. Bu sefer kalabalığın açılmasını bekliyoruz.Oteli arıyorum Taksi sormak için bu arada Türkçe konuştuğumu gören Veysel kardeşimiz, bacım ne olursun kardeşime ulaşamıyorum 4 saattir ismini çağırıyorum telefonla da ulaşamıyorum diyor. Kardeşine ulaşıyoruz. O çoktan otele gitmiş ne zor dil bilmemek, derdini anlatamamak, çaresiz kalmak ne dua ediyor. Adana’dan gelmişler daha ilk gün. Abdest almaya girince kardeşini kaybetmiş. Otele dön diyoruz, olmaz diyor kardeşim olmadan dönmem. Daha da 42 yaşında. Bu arada yine vakit kaybediyoruz. Yatsı vakti geliyor. Yatsıyı da kılıp otobüs yoluna düşüyoruz. Burada otobüsler keşmekeş, ya da benim ilk günüm diye. Bilmiyorum. Otobüse binip 9 gibi otele geliyoruz.




Bugün 27 Eylül: Annem erkenden Kabe’ye gitti. Ben de birazdan Kabe’ye gideceğim. Bu arada buraya geldiğim ilk gün İstanbul’daki Arapça hocamı aradım onunla konuşamamıştık. Ne güzel tesadüfki o da Mekke’ye geliyormuş. Bugün akşam onunla buluşacağım.

Saat 4 gibi otelden ayrılıp, annemle buluşmak üzere servise biniyorum. Otelimiz yürüme mesafesinde olmadığı için ulaşım servisle. Serviste zaten iki gün sonra sona eriyor. Burada bayrama 3 gün kala hayat duruyor ve insanların kalabalığından kilit oluyormuş. Kabe’nin bahçesinde annemle buluşuyoruz. 



İnsanlar durmadan sürekli akın akın geliyorlar. Biz de o kalabalığın bir parçası oluyoruz. Bu gece Kabe’de sabahlayacağız. Akşam ve yatsı namazını kabenin bahçesinde kılıp, yemek için Türk lokantasına gitmek için Zemzem tower’a geçiyoruz. Namazdan sonra insanlar dağıldığı ve yenileri geldiği için insan selinden ilerlemek çok kolay olmuyor ancak nihayet Zemzem Tower’da Türk lokantasını buluyoruz. Evrensel Türk lokantası P3 katında. Aşçıları Türk. Kaç gündür ilk defa cacık yediğim için çok mutlu oluyorum. Bu lokantada Kabe bahçe manzaralı açık yer var. 

Biz de annemle oraya kuruluyoruz. Bu arada Mekke’de zaman o kadar hızlı akıyorki sanki saatler dakika gibi. Yemekten sonra dondurma görüyorum ve dayanamayıp alıyorum. İyi ki de almışım. Harikaydı. Saati 11 yapıyoruz oyalanmadık güya. Bu arada hocam da Kabe’de say yapıyor onunla buluşacağız hesapta.
Saat 12 gibi içerdeyiz. Nispeten daha tenha yani içeri rahat girip çıkabiliyoruz. İnsanlar grup grup tavafa gelen de var, gezen de yatan da, panayır yeri gibi. Bugün ikinci defa Kabe’yi göreceğim. Kabe bugün bana bir gelin gibi geliyor. Hani düğün günü hazırlanır ya gelin ortada oturur ve herkes onu görmeye gelir o kimseye bakmaz görmez öyle naz yapar. O kadar asil duruyorki, bugün ona bakmaya doyamadım. O kadar insan tavaf yapıyor sanki Kabe’de insanlara katılacak gibi geliyor. Ama o hiç vakarını bozmuyor. Öyle asil duruyor. Annemle hemen tavaf kenarına kuruluyoruz. Artık buradan kalkmayacağız. Ben bu arada bir kadın gördüm. 
Tavaf yapanlara su veriyordu. Çok beğendim. Hemen ben de su vermeye karar verdim. Zemzemin başına geçip, bardaklara doldurup, oradan tavafa geçip, tavaf yapanlara su uzattım. O kadar memnun olduki insanlar, bardakları dağıtmam 10 saniyeyi geçmedi. Dua eden edene. Bu arada tekrar Zemzemin başına geçtim o arada tavaf alanını yıkamaya başladılar. Annemin uzandığı yerde kimse bırakmadılar o anda annemle irtibatı kaybettim. Biraz dolandım burada herkes birbirine benziyor. Yüzler yüzlere hele bu kalabalıkta. Burada şöyle bir duygu var, normal hayatta bir olay olduğunda biraz panik, biraz şimdi ne olacak nasıl yapacağım duygusu var ben de ama burada Allah’ın misafiri olduğum için her şeyi O’na havale ediyorum, biz onun misafiriyiz ev sahibi en iyi bilen, her şeye gücü yeten elinden her şey gelen olunca stres olmaya gerek kalmıyor. Ne lazımsa ev sahibinden istiyorum. Allahım annem kayıp, bulunuyor. Bu o kadar güzel bir rahatlık ki, inşallah döndüğüm zaman da aynı duygu benimle gelir. 




Daha sonra su dağıtmaya devam ediyorum. Kalabalık gecenin ilerleyen saatlerinde artıyor. Benim de gözüme uyku basıyor. Annem halen yok görünürde, annemle zaten sözleştik artık kaybedersek herkes kendi otele dönecek ama eşyalarım onda. Bilmediğim insanların arasına giriyorum, uyumaya çalışıyorum, teheccüd namazı için uyumak ve uyanmak lazım. Biraz dalıyorum. Gökyüzüne bakıyorum. Beytül Mamur’u görmeye çalışıyorum. Biliyorumki Kabe’nin iz düşümünde Beytül Mamurda Melekler tavaf ediyor. Sonra hoca saat 4’te Allahu Ekber diyor. Öncesinde görevliler gelip, insanları habire arkaya gönderiyorlar. Arsız kediler gibi olduk, görevli geliyor, ayaklanıyoruz o gidiyor hemen geri yerleşiyoruz. En sonuna bir görevliye soruyorum. Neden önde bir sürü insan var sen habire bize geri geri diyorsun bu arada Arapçamın burada çok işe yaradığını söylemem gerekir. Allaha şükür Arapçam çok işe yaradı. Öyle herkes İngilizce bilmiyormuş. Görevli Peygamber Muhammed kadınlar arka tarafta saf tutsun dedi diye açıklama yapıyor. Be adam söylesene güzelcene. Şimdi anladık. Gerçekten içerisi silme insan doluyor. Ve bu arada biri omzuma dokunuyor. Annem mutlu son. Sabah namazını birlikte kılıp, otele dönmek için dışarı çıkıyoruz. Tabiki yine yanlış kapıdan. Bir saat yürüyerek insan kalabalıklarının arasından otobüse ulaşıyoruz. Bu servis işi stres katsayısını artırıyor. Nihayet 8 civarı otelde oluyoruz. Kahvaltımızı yapıp, uyuyoruz. Bugün servislerin son günü. Saat 5 oldu. Şimdi tekrar Kabe’ye gidiyoruz.
Yatsı namazına yakın servise bindim. Ancak namaz vakti çok yaklaştığı için çoktan girişleri kapatmışlar. Ancak bahçenin dışında bir yerde namaza duruyoruz. Namazdan sonra annemle buluştuk. Sonra dün buluşamadığım hocamı tekrar arıyorum. Ve nihayet Ajyad Kapısından en üstte buluşuyoruz. En son 1.5 sene önce görmüştüm. Rabbim tekrar kabede buluşmak nasip ediyoruz. Sarıldık bu ne güzel bir sürpriz. Biraz oturup muhabbet ediyoruz. Sonra annemle buluşup Zemzem Tower’a geçtik.
 Tekrar Türk lokantasının yerine gidiyoruz. Buraya iyi alıştık. Cacık almak üzere ilerliyorum o da ne bu hafta cacık ve salatayı yasaklamışlar! Burası değişik bir ülke diye düşünüyorum. Kabenin bahçesi silme insan dolu. İnsanlar burada yatıp kalkıyorlar. Otel yerine sokaklardalar. Bizim deprem zamanı bahçelerde sokaklarda yaşadığımız gibi. Yeri yatak göğü döşek yapmışlar. Sonra gece 1 gibi otele geri dönüyoruz. Yolda bir ara bir ses duyuyorum. Anne anne diye biri bağırıyor. Dönüp bakıyorum kime sesleniyor diye bir de ne görelim dün tanıştığımız Servet kardeşimiz. Bugün ailesiyle ihrama girmiş. Kabe’ye gidiyor. Bizi tekrar gördüğüne ne kadar sevindi. Bu arada bugün servislerin son günü. Artık ulaşımı kendimiz yapacağız aşırı izdihamdan artık kabeye araç ulaşımı yok.

01 Ekim: Üç gündür oteldeyiz. Servis kalktığı için Kabe’ye ulaşım sadece özel araçlarla biz de sıcaktan etkilenmemek için otelde bekliyoruz. Burada vakit çok hızlı ilerliyor. Yarın Mina’ya çadıra geçeceğiz. Dün akşam bizim grup için seminer verdiler. Mina da bir gece Müzdelifede bir gece tekrar Mina’da iki gece olmak üzere toplam 4 gün dışarıda olacağız. Anlatılanlara göre zorlu bir yolculuk olacak. Otelde klima dışarıda hava sıcak. O kadar çok hasta varki zaten Türk hacı profili yaşlı. Gençler var ama azınlıkta. Geldiğimizden beri bir hafta geçti.
02 Ekim:
Sabah saat 9 gibi otobüse yerleşiyoruz. 3 günlük seferimiz başlıyor. Otobüsle bir gece sünnet olarak konaklayacağımız Mina çadırına doğru ilerliyoruz. Bu seferin dönüşünde artık Hacı olmuş olacağız. Sabah saatlerine rağmen hava sıcak. İnsanın gözlerini yakıyor, gözlüksüz bakmak neredeyse imkansız. Akın akın yolda insanları görüyoruz. Diyanet hacıları Perşembe gününden Arafat’a çıkarıyor izdihamdan kaçınmak için. Ancak bizim geldiğimiz tur şirketi sünnete tam uygun bir program yaptığını söylemişti. Bu gece konaklama Mina’da. Mina İbrahim Peygamberin oğlu İsmaili söz verdiği üzere, kurban olarak kesmeye götürdüğü yer. Hocalardan biri Mina bizim için söz demek diyor. Verdiğimiz sözlerin önemini bilmemiz gerek diyor. İbrahim peygamber söz verdiği için oğlu İsmail büyüdüğü zaman sözünü tutması isteniyor, ve en sevdiğimi kurban edeceğim dediği için önce bir hayvan kesmesi yeterli olmuyor. Sonrası bildik. Bense şöyle düşünüyorum. Hani bazen bir şeyleri çok isteriz ya sonra başlarız ödün vermeye. Allah bile olsa söz verirken tutamayacağımız söz vermemiz lazım demek ki. İbrahim peygamber belki bir çocuk o kadar çok istedi ki, en büyük ödünü verdi. Halbuki Allah bir şey verirken almak zorunda değil diye düşündüm.  
Çadırlar beyaz tek sıra düzende yerleştirilmiş. Sıcak hemen ilerliyor boncuk boncuk ter akmaya başlıyor bile. Başörtüyle çok haşır neşir olmadığım için başörtü ilave sıcak mı yapıyor ne. Yolda sıra sıra ilerlerken market görmüştüm. Market dedim de adı market yol üstü seyyar diyelim. Ona gitmek istiyorum. Bu arada hemen bir teyze görüyorum. Evladım ben kayboldum diyor. Tuvalete çıkmış. Arkadaşını kaybetmiş. Çadır çadır her yer silme çadır. Ayırt edici işaretlere henüz gözümüz alışmamış. Sağ yerine sola dönünce artık geri dönüşü olmayan bir çile başlıyor. Teyzem kartını da almamış. Turun adını da söyleyemiyor. Elini tuttum kaybolma şimdi bulacağız dedim. Kısa bir aramadan çadırını buluyoruz. Kocası kapıda başlıyor söylenmeye. Yaşlılık ne zor. Belki ilk defa yurt dışına çıkmış teyzem, ben o kadar gezme deneyimimle şaşırıyorum. Türk hacı profili genelde orta yaş üzeri ve çok yaşlı olduğu için bakıyorum, bakıyorum. Gördüklerim içimi acıtıyor. Koltuk değneğiyle gelen, kamburu çıkan yüzleri elleri buruş buruş, gözlerinin feri sönmüş ama nasıl azimliler anlatamam. Onlara bakınca kendim söylenmeye utanıyorum. Çadırlar yanmaz kumaştan yapılmış içeride halı var ama klimada var. Erkekler ve kadınlar çadırı ayrı ayrı. Hemen çadıra yerleşiyoruz. Bu arada öğlen namazı okunuyor. Minada tam 5 vakit namaz kılınacak. Sabah namazına kadar buradayız. 

Çadırda saatler uzun, oturmakla da vakit geçmiyor. Sık sık dışarı çıkıyorum. Bizim çadırımız bir mini dağ kenarında. İnsanlar dağa konaklamaya gelmişler, beyaz ihram kıyafetleri ile kelebek misali konmuşlar. Hava o kadar sıcak ve etraf tek renk dağ kahverengi, kum kahverengi, bitki yok, eski zamanları düşünüyorum. O zamanlar klima da yok, şimdi yararlandığımız hiçbir nimet yok, şöyle düşünüyorum cennet tasviri burada yaşayanlar için gerçekten çok önemli. Biz İstanbul’da gerçekten cennet gibi yerde yaşıyoruz. Meyvemiz, ağacımız, yeşilimiz, suyumuz, denizimiz say da say her şeyimiz var. Ara ara çadıra girip uyuklamaya çalışıyoruz ama yer sert alışkın değiliz. Kimi kuran okuyor, kimi tesbihat yapıyor nihayet sabahı yapıyoruz.





03 Ekim Arefe günü:  Sabah namazı okunduktan sonra saat 7.30 gibi Arafat’a doğru yola çıkıyoruz tekrar otobüsle. İnsanlar çoktan Arafat’a ulaşmışlar, çadırlarda yerlerini almışlar. Buradaki çadırlarda klima yok ancak bu sene ilk defa 50 cm x 20 cm minder koymuşlar. Yine çadırda yerimizi alıyoruz yaklaşık olarak 150 kişi büyük bir çadırdayız. Sıcak boncuk boncuk ter yapıyor. Dışarıda güneş insanın gözünü acıtıyor, burada akşama kadar kalacağız gece konaklamayacağız. Arafat’ta bitkilere zarar vermeden sakince bekleşiyoruz. Öğlen vakti gelince öğlen ve ikindiyi cem ediyoruz ve burada Cuma olmasına rağmen biz Cuma namazı kılmıyoruz. Öyleymiş Arafat’ta Cuma namazı 

kılınmazmış çünkü biz bütün Müslümanları temsilen görevdeymişiz.  Arafat’ta Öğlen saatinde namazı kılıp yaklaşık 20 dakika vakfe duruyoruz. Vakfe benim anladığım ayakta yapılan dua. Diyanet tüm çadırlara naklen dua yayını yapıyor eskiden her çadır ayrı dua ediyormuş, ancak o zamanda her çadırdan ayrı ses yükseliyor, kafakoni oluyormuş. Dua bitince selamlaşma başlıyor artık yeni hacılar birbirini kutluyor. Güneş batana kadar buradayız sünnet gereği. Allah’tan biraz sonra rüzgar esmeye başlıyor dışarısı nispeten serinliyor ama çadırlar halen doğal sauna. Bir ara su da gelmez oluyor işte o zaman çaresizliğin ne olduğunu anlıyorum. 



Param var, ama kağıt parçası gibi bir su bile alamıyorum çünkü yok. Birinin elinde su görünce el uzatanlar gözüyle takip edenler, zor bir durum. Ama herkeste bir sabır hele yaşlı teyzeler belki senelerce beklemenin vermiş olduğu azimle öyle sessizler ki, ne zaman söylenecek olsam onlardan utanıyorum, onlar memnunlarsa ben de öyle. Akşam vakti geliyor ve otobüsleri bekliyoruz. Bizim kura en sonlarda bu demek oluyor ki en az 3-4 saat bekleyeceğiz. Bu sefer dışarıya ağaç altına taşınıyoruz ve diğer insanların bıraktığı yatak, minder ne varsa topluyoruz. Açık hava pikniği gibi. Sonra 10 gibi nihayet Müzdelife’ye geliyoruz. Burada da bir gece konaklayacağız ve vakfe yapacağız. İnsanlar çadırları gece yarısından itibaren terk ediyormuş o nedenle nispeten daha sakin. Dün Mina’da yaşadığımız tuvalet karmaşası hepimizi bezdirdi çadır hayatına da alışkın değiliz malum. 



Gece yarısı ile birlikte insanlar akın akın şeytan taşlamaya gitmeye başladılar, bu manzara için fotoğraflar gerçekten yeterli olmuyor bire bir görmek lazım, biz de dışarı çıkıp 49 adet taş topluyoruz. 1. Gün sadece büyük şeytana 7 taş, 2.gün küçük, orta ve büyük şeytana 7’şer ve 3. Gün küçük, orta ve büyük şeytana 7’şer taş atmak suretiyle toplamda 49 taşı atacağız. Üstümüz başımız kum oluyor. Bir müddet sonra taşları sayamıyorum, öylesine topluyorum. Gece kumların üzerinde elimizle deşiyoruz, deşiyoruz kimi taş kırıyor, normali min. nohut kadar en büyüğü fındık kadar olması imiş. Bu ikinci çadır gecemiz. Dünkü yorgunluktan olsa gerek herkes uykuya dalıyor sabah ezanı ile birlikte tekrar uyanıyoruz.


03 Ekim Bayram sabahı:
Sabah namazından sonra vakfe duası yapılıyor yani ayakta dua. Tur işini yapan firma uygun saatin 8’den sonra yola çıkılırsa olabileceğini, şu anda çok kalabalık olacağını bildiriyor. Biz de 8’e kadar şekerlemeye devam ediyoruz. Sekiz gibi tekrar start alarak Lebbeyk eşliğinde ilerliyoruz.
Yol boyunca Hac üzerine düşünüyorum. Anladım ki Hac soyut bir ibadet ve herkes kendi haccını kendi anlamlandırıyor. Şeytan insanlar hakkında Allah'a: 'O hâlde senin izzetine yemîn ederim ki, mutlaka onların hepsini azdıracağım!' diye konuşmuştu. Biz de bir nevi gövde gösterisi yapmak için Arafat'ta toplanarak safımızı Allah'tan yana aldığımızı, bak gör şeytan sen bizde başarılı olamadın deyip nihayet şeytanı taşlayarak aramızdaki mesafeyi iyice açtığımızı düşünüyorum. Bu arada  diğer hacıların ne düşündüğünü merak ediyorum. Yaklaşık 9:30 gibi şeytan taşlama yerine geliyoruz. Çok ama çok büyük devasa bir bina uzaktan katlı otoparkı andırıyor. Daha önceki senelerde izdihamda ölen olduğu için düzenleme getirmişler girişler düzenli, yayalar için tek yön uygulaması var. Merakla kalabalıkla hareket ediyoruz. Bu manzara anlatılacak gibi değil, o kadar çok insan varki sanki insan tarlası. Bina içerisinde yol alırken birden çıtır çıtır yüksek uğultu gibi bir ses işitiyorum, bu ses çok enteresan tarif edemiyorum aşina olduğumuz bir sese benzemiyor. 



İnsanlar şeytanı taşlıyorlarmış o duvara atılan taşların çıkardığı seslermiş. Bizim gruba polis yardım ediyor, hemen ön safa geçiyoruz ve Bismilallahi Allahu Ekber diyerek yedi taşı ayrı ayrı atıyoruz. İlk gün sadece büyük şeytan taşlanıyor. Şeytan taşlama yaklaşık 20 saniye sürüyor ve hemen oradan ilerliyoruz. Kısa bir şaşkınlık yaşıyorum o kadar kısa sürede oldu bitti ki! Sonra hemen otelimize doğru ilerledik. Annem artık iyice yoruldu ve 50 Riyale bir tekerlekli sandalye kiraladık. Burada ulaşım işi çok pahalı servisler bittiği anda şöförlerin insafına kalıyorsunuz. 5 km civarı yol için otobüsler 2000 riyal ( yaklaşık 1500 tl alıyorlar) taksiler normal zamanda 15 riyal aldığı Gassale bölgesine şimdi 100 riyal istiyor, ve daha da önemlisi araçlara binmek hep izdiham ve pazarlık yapmak  gerekiyor. İnşallah bir daha gelene kadar ücret tarifesi uygulaması başlar. Gördüğüm eksikleri ilgililere iletmek üzere not alıyorum. Buranın durumu eski filmlerde görünen orta doğu Pazar yeri sahneleri gibi. Her yerden insan fışkırıyor trafik bir yerden, yerlerde yatan insanlar ama nasıl onlara bakmak istemiyoruz ama gözümüz hep kayıyor. Nasıl desem çoluk çocuk aile hepsi yerlerde yatıyorlar çöpler yanlarında birikiyor, koku bir yandan. Çöp hizmetleri var ama 3-4 milyon insana bir anda nasıl yetişsin bu durumda hava zaten çok sıcak, bir de çöp yığınları, inanılmaz bir görüntü. Otelede yaklaşık 40 dakika yürüyerek varıyoruz. İlk geldiğimiz gün otel odasını pek beğenmemiştim ama iki gün uzakta çadırda kalınca minimum hayat şartlarında yaşayınca odam birden bire çok lüks geliyor. Oda arkadaşımız burası diyor nefis terbiye yeri. İki gün önce burayı beğenmiyorduk şimdi bir den çok güzel geldi. Hele ki İstanbul. Ne kadar güzel bir yerde yaşıyoruz. Hemen uyku gözlerimize akıyor. Akşama kadar dinleniyoruz. Hac tavafı ve Hac sayı yapmamız lazım 3 gün içinde. Yorgun olmamıza rağmen Kabe’ye gidiyoruz ama tabiî ki yine araba yok. Bir iki araba ile pazarlık yapıyoruz ama nafile. Yarım saat yürüyoruz sonra arabaya biniyoruz. Kabeye 11 gibi varıyoruz. Annem için tekerlekli sandalye sırasına giriyorum. 12 gibi tavaf sırasına giriyoruz. 45 dakka sonra içeri giriyoruz nihayet. Tavaf ve sayı bitiriyoruz gece saat 3:30 gibi farzlar bitiyor Allaha şükür. Sabah namazı girmeden Kabeden çıkmak istiyoruz çünkü sabah namazı sonrası insanlar dağılıyor ve çok kalabalık oluyor. Otele nasıl varacağız bilmiyorum taksi seçeneğimiz de yok. Bir grup Türk’e rastlıyoruz. Onlardan bizi otobüse almalarını rica ediyoruz. Fransa Türk kafilesiymiş. Tamam diyorlar ancak otobüse bir türlü ulaşamıyoruz onlarla kopuyoruz başka Türk kafilesi görüyorum. Rica ediyoruz. Onlar bizi alıyorlar arabalarına kişi başı 50 Riyal ödemişler otobüste var 50 koltuk. 5 km yer için. Düşünün artık nasıl fahiş fiyat. İnşallah bu da bir düzene girer yakında. Saat 5 gibi otele varıyoruz. Allaha şükür bugün de otele gelmeyi başardık.
05 Ekim: Bayramın ikinci günü, bugün akşama dek oteldeyiz, şeytan yatsı namazından sonra taşlanacak odamızda iyice dinleniyoruz. Gece ise Mina’da çadırda kalınacak. Sünnet öyle. Biz de tamam diyoruz, zaten kaç gündür karmaşadan bir şeye konstantre olamıyoru, hiç değilse çadır sakin olur sabah yaparız. Geri geliriz. Tamam mı tamam. 45 dakika içinde şeytan taşlama yerine geliyoruz. Rahatça şeytan taşlama işi bitiyor. Mina’ya çadırımıza doğru ilerliyoruz, yaklaşık 2.6 km yolumuz var. Yollar insan seli, yürüyenler, şeytan taşlamaya gelenler, yatanlar, yemek yiyenler, çöpler acayip ötesi. Hastane önü gibi bir yerde araçlar trafiği kilitliyor dolayısı ile insanlar da birbirini sıkıştırıyor. İlk defa korkuyorum. Çünkü insan izdihamda kalınca kaçacak hiçbir yer olmuyor. Bir aracın arkasına saklanıyorum. Kalabalık açılıyor. Biz de yanlış hastaneye gelmişiz. Burada mutlaka yönlendirme vardır ama yeterli değil, çadırımızın yerini bulana kadar saat gece 1:00 oluyor. Bu seferde bizi Çadıra almıyorlar. Çadırlar kilitlenmiş, halılar toplanmış, içeri giren girmiş, yeni insan almıyorlar. Bizim stres seviyesi iyive yükseliyor. Kalacak yer yok, duracak yer yok, binecek araç yok geri yürüyecek ayak kimsede kalmadı. Biraz istişareden sonra yürüyoruz otobana kadar. Burada metro var ancak bizi almıyorlarmış sadece Suud biniyormuş yaklaşık 400 riyalmiş. Bir acayip memleket ben anlamadım. Suud’ların çadırları lüks bizimkiler, yer yatak, seccade sergi o kadar işte. Otobandan gideceğimiz yere araç bulamıyoruz araçlar bizi almıyor. Sonra Kabe’ye gidelim bari diyoruz. Burada sokaklarda yatanların yanında yatacağız ya da Kabe’nin bahçesinde yatacağız. Minada gecelemek sünnet olduğu için çadırlar da önceden tutulduğu için ben diyeyim 100.000 kişi sokaklarda geceliyor, Bu arada grup ikiye bölünüyor sağlam olanlar yürüyor, biz biraz sonra otobüse kişi başı 30 Riyal’den Kabe’ye otobüs buluyoruz. Saat 4 gibi Harem’deyiz. Oradan Kabe’ye gitmekten vazgeçip tekrar otel için taksi tutuyoruz kişi başı 20 Riyal ödüyoruz.  Bir önceki araç bizden tam 700 Riyal istiyor. Kişi başı 100 Riyal anlayacağınız 4 km için. Saat 4:30 gibi nihayet otelin önündeyiz bugün de otelin yolunu bulduk Evelallah mutlu son.
06 Ekim: Dünkü yaşanan kaostan sonra bugün herkes otelde deli gibi uyuyor. Son şeytan taşlama günü. Sadece şeytanı taşlayıp geleceğiz, Kabe’ye servis Çarşamba günü başlıyor o vakte kadar bir daha Kabe’ye gitmemeye karar verdik. İkindi namazından sonra tekrar küçük, orta ve büyük şeytana taş atıyoruz ve hemen otele geri geliyoruz.  Oteldeki kafileler yavaş yavaş dönüş listeleri asmaya başlamış bile.






























































  


22 Haziran 2014 Pazar

Hacca gidiyorum Ekim 2014



2014 : Hac vazifesi için annemle birlikte 2006 yılında sıraya girmiştik ve aradan geçen 8 sene içerisinde kuradan ismimiz çıkmayınca bu sene kurasız olarak gitmeye hak kazandık. Bu kutsal yolculuğu da elimden geldiğince paylaşacağım. Hac yolculuğu için hazırlıklar öncesinden başlıyor.



Mart ayında kuralar açıklandığı zaman hac yolculuğu için daha önce ailemin birlikte gittiği özel turu seçtik ancak bunun için diyanetten izin almak gerekiyormuş ve annem ve abim sabah erkenden gidip evraklarımızı yaptırdı ve bir hafta içinde hac için bedel ödendi.

Mayıs ayının son haftası Mütfülük cep telefonumdan ulaşarak Hac için seminerin başladığını bildirdi ve bize yakın olan camide eğitimlere katılacağımızı bildirdi.

01 Haziran: Bugün Hac semineri için eğitimin ilk günü. Pazar günü öğlen namazından sonra hocamız kendini tanıtarak Hac görevi için öncelikle kısa bir giriş yaptı. Hac için kullanılan terimler, umre, ihram, tavaf, şavt, say gibi kavramları açıkladı, ve öncelikle sabırlı olmamız için tembihledi. Orada en çok lazım olan sabır olacakmış. Ben de ilk sabır sözümü orada içimden verdim. Umarım tutabilirim.Ayrıca helallik alma konusuna önem verdi. Müslüman, hristiyan inancına bakmadan kim olursa olsun, hakkını gasp ettiğimiz herkesten helallik almamız konusunda uyardı. Bizi manevi olarak hazırlamaya çalıştı.

08 Haziran: Bu gün semineri Müftü verdi. Gerçekten eğitimler için çok özen göstermişler, normalde 180 kişi listede görünmesine rağmen, yaklaşık 40-50 kişi vardık ancak ben gerçekten faydalı buldum.

15 Haziran: Bu günkü seminer vaiz tarafından hazırlanmış. Tavaf esnasında söylenen dualar, umreye nasıl başlanır, tavaf nasıl yapılır nasıl niyet edilir hepsini iki saat içerisinde mümkün olduğunca anlattı. Heyecan iyice arttı.

22 Haziran: Bugün seminerin son günü. sonra Hac zamanına yakın 5 günlük ayrı hızlandırılmış bir kurs daha olacakmış. Bugün diyanetten bir kadın görevli geldi. Bayanlar için ayrı açıklama yaptı sonra bir sağlık görevlisi, slayt eşliğinde bu sene moda olan mers virüsünden bahsetti ve hijyen olarak dikkat edilmesi gereken hususları açıkladı ve sonra cami içerisinde kurulan kabe ortamında canlandırma yapıldı. Caminin ortasına 1.5 mt'den kabe maketi yapılmış safa merve tepesi, İbrahim Makamı. Temsili tavaf yaparak semineri bitirdik. Artık yolculuğa 3 aylık bir süre var.

30 Haziran: Tur şirketi vize için pasaportlarımızı aldı.

13 Ağustos: Uçak bileti tarihlerimiz belli oldu. 24 Eylül gidiş, 25 Ekim dönüş

07 Eylül: Bugün tur şirketi seminer veriyor. Sabah erkenden tur şirketinin yolunu tuttuk. Diğer hacı adayları ile tanışıp, hac seyahatimiz hakkında bilgilendirildik. Daha hava limanından karar vermemiz gereken bir şey var o da hangi hac şeklini seçeceğimiz. Ben ifrad haccına niyetleneceğim, yani sade hacı olacağım inşallah.
Havalimanında bizi uzun bir bekleme süresi bekliyormuş. Uçağımız öğleden sonra ama otele varış sanıyorum gece yarısını bulacak. Artık valiz hazırlama sırası geldi.

09 Şubat (Döndükten sonra): Valiz içerisine koyabileceğiniz önemli şeyler şunlar olabilir:

Vitamin ilacı; her ne kadar yemek yeseniz de, gerek farklı iklim, gerek yemek seçenekleri enerjinizi düşürmesin.Günlük vitamin ilacı çok faydalı oluyor.
Peştemal: Otellerde havlu da olsa gerek geç kuruması gerek çok sık değiştirememeniz sıkıntı yaratabilir. Peştemal hem çok çabuk kuruyor hem az yer tutuyor havlu yerine peştemal çok daha pratik
Güneş kremi, el kremi, pişik kremi, ayrıca dizlere sürmek için yağ
Valiz için çamarşı hurcu, en az 20x30 ebat 4 adet. Şöyleki otelde çamaşırları koyacak dolap kısıtlı. Valizden sürekli eşya çıkar koy yerine hurçları iç çamaşır, tşört ve kirli olarak ayırdınızmı çok kolaylık sağlıyor.
Kuruyemiş, özellikle kayısı ve ceviz/ badem. Namaz öncesinde beklerken ya da koşturma arasında soluklandığınızda hem kendinize hem de yanınızda oturanlara ikram edebilirsiniz. Özellikle cevizi çok sevdiler
Banyo terliği: Oda terliği haricinde mutlaka banyo terliği de edinin. İsterseniz 5 liralık pazardan alın orada bırakırsınız ancak çok önemli
Ayakkabı: Sandalet tarzı ama deri olsun. Ben uzun süre gezdikten sonra Beyazıt'ta ayakkabı pasajında güzel ve rahat deri sandalet buldum. Markası yok ancak isim yapmış markaların sandaleti sunni deri olabiliyor dikkatli bakmakta fayda var. Ayakkabıdan çok rahattık.
Deterjan, mandal ve çamaşır ipi: Eğer standart hac yapacaksanız, çamaşırı kendiniz halletmeniz gerekiyor. Mekke'de ki otelde merdaneli çamaşır makinesi vardı, malzemeler için mini bakkal da var ama buradan bildiğiniz kullandığınız el yıkama deterjanı götürseniz daha kolay olabilir. Medine de ise sadece leğeni kullanabildik.

İşinize yarayacak fetvalar
İhramlıyken diş macunu ve el kremi ve güneş kremi ben kullandım ancak hocalar genelde izin vermiyor, ben fetva aldığım için bana karışanlara ben fetvamı aldım dedim öyle savabildim. Gitmeden önce aklınıza takılan sorular için fetvanızı şimdiden alabilirsiniz çünkü orada hocalar da ayrı şeyler söyleyebiliyor. Benim fetvalarını aldığım Süleymaniye vakfının sitesi: http://www.fetva.net/ sonuçta kendiniz karar vereceksiniz ancak araştırma yapmakta iyi oluyor son anda o karışıklıkta aldığınız karardan memnun olmayabilirsiniz.

Kabeyi ilk kez görünce yapılacak dua. Hac yolculuğuna çıkacağınız kesinleşince insanlar size bir sürü dua ısmarlamaya başlayacaklar. Ben bir mesaja hepsini not aldım. Çünkü kimin ne dua istediği bir zaman sonra karışmaya başlıyor, ve sonra hepsini bir kağıda yazdım. Ayrıca, Kabe'yi gördüğüm ilk anda benim açımdan şaşkınlık ve bir durgunluk oldu. Dua kağıdımı çıkarıp okumaya başlamasaydım öyle bir iki cümleyle sanıyorum ilk duam biterdi. O nedenle siz de buradan edeceğiniz duayı taslak olarak detaylıca hazırlarsanız duanız içinize siner. Bu hazırladığım kendi duamı hem Kabe'yi ilk gördüğümde, hem Mina'da, hem Arafat'ta, hem Müzdelife'de yani Haccın bütün önemli aşamalarında okudum. Allah hepimizin Haccını ve duasını kabul eylesin inşallah. 

Hurma: Medine'de hurma bahçelerinden alışverişinizi yapabilirsiniz ancak Hurma halinde fiyatlar yarı yarıya. Mescidi Nebevi 5 nolu kapısından ilerleyince Hurma Hal'ine ulaşabilirsiniz. Ayrıca Ptt kargo kilosu 7 riyale taşıma da yapıyor. Biz hurmayı çok aldığımız için İstanbul'a kargo yaptırdık. Normal taşıma süresi 1 hafta oluyor.

Hac günlüklerimi buradan okuyabilirsiniz